Divan Psikolojik Danışmanlık
Psikoterapi ve Eğitim
26/06/2026
“İnsan bazen yorulduğu için durmaz; durursa ne hissedeceğini bildiği için yorulmayı seçer.”
Günümüzde “hep meşgul olmak” çoğu zaman üretkenlik olarak görülüyor. Oysa bazen bu yoğunluk, yalnızca yapılacak işlerden değil; hissedilmek istenmeyen duygulardan da beslenebilir.
Psikanalitik açıdan bakıldığında sürekli hareket hâlinde olmak, kimi zaman kişinin iç dünyasıyla karşılaşmasını erteleyen bir savunma biçimi hâline gelir. Çünkü durmak, yalnızca dinlenmek anlamına gelmez. Aynı zamanda bastırılmış duyguların, ertelenmiş yasların, konuşulmamış öfkelerin ya da uzun zamandır görmezden gelinen ihtiyaçların görünür olmaya başladığı bir alandır.
Bu yüzden bazı insanlar fiziksel olarak yorulmayı, ruhsal olarak hissetmeye tercih eder.
Belki de gerçek soru, neden bu kadar meşgul olduğumuz değil…
Durduğumuzda neyle karşılaşacağımızdan neden bu kadar korktuğumuzdur.
03/06/2026
Birçok kişi çocukluğunu anlatırken “Bana kötü bir şey yapılmadı” der. Ancak bazen asıl yara, yapılmayanlarda saklıdır.
Duygusal ihmal; çocuğun görülmemesi, duyulmaması ve ihtiyaçlarının yeterince karşılanmamasıdır. Bu deneyim yetişkinlikte özdeğer, ilişkiler ve duygusal düzenleme alanlarında etkisini sürdürebilir.
09/04/2026
23/03/2026
Öfke çoğu zaman sadece “sinirlenmek” gibi görünür.
Ama aslında çoğu zaman daha derinde olan bir şeyin dışa vurumudur.
Psikanalitik açıdan bakıldığında, öfke genellikle engellenme ile ilgilidir.
Yani bir isteğimiz, ihtiyacımız ya da beklentimiz karşılanmadığında ortaya çıkar.
İnsan doğası gereği anlaşılmak, görülmek, değerli hissetmek ister.
Ama bu ihtiyaçlar karşılanmadığında içimizde bir gerilim oluşur.
İşte bu gerilim çoğu zaman öfke olarak ortaya çıkar. Ama her zaman doğrudan gerçek sebebe kızamayız.
Bazen bunu yapmak zor gelir, bazen de farkında bile olmayız.
Bu yüzden öfke:
Başka insanlara yönelir
Küçük olaylarda büyük tepkiler olarak çıkar
Ya da nedenini tam anlayamadığımız bir şekilde içimizde birikir.
Bazı durumlarda verdiğin tepki olaydan daha büyüktür.
Bu genelde sadece o anla ilgili değildir. Geçmişte yaşanmış ve içte kalmış duygular da o ana eşlik eder.
Bir de şu var:
Öfke çoğu zaman tek başına değildir.
Altında genelde şunlar yatar:
Kırılmak, Değersiz hissetmek, Görülmemek, Hayal kırıklığı
Ama bunları hissetmek zor olduğu için, zihin öfkeyi öne çıkarır.
Çünkü öfke daha güçlü hissettirir.
Bu yüzden belki de sormamız gereken soru şu:
“Ben aslında neye sinirlendim?” değil,
“Benim neyim engellendi?” Olabilir. #
11/03/2026
İçimizdeki boşluk hissi üzerine…
Bazen hayatımızda pek çok şey yolunda olabilir. İşimiz, ilişkilerimiz, günlük düzenimiz… Ama yine de içimizde tarif etmekte zorlandığımız bir eksiklik ya da boşluk hissi olabilir.
Psikodinamik açıdan bu duygu çoğu zaman bugünden çok daha eskilere dokunur. Nesne ilişkileri kuramına göre insanın iç dünyası, erken dönem ilişkilerinin izlerini taşır. Yani çocuklukta kurduğumuz bağlar, görülme ve anlaşılma deneyimlerimiz zamanla iç dünyamızda ilişki kurma biçimlerimizi ve kendimizi nasıl hissettiğimizi etkileyebilir.
Eğer o dönemlerde duygularımız yeterince karşılanmamış, ihtiyaçlarımız görülmemiş ya da kendimizi güvende hissedeceğimiz bir ilişki alanı oluşmamışsa; yetişkinlikte bazen içimizde bir eksiklik hissi ortaya çıkabilir. Bu, çoğu zaman anlam veremediğimiz bir boşluk olarak hissedilir.
Aslında bu boşluk çoğu zaman bir şeylerin eksik olduğunun değil, içimizde görülmeyi ve anlaşılmayı bekleyen bir duygunun var olduğunun işareti olabilir.
Terapi süreci ise bu duyguların nereden geldiğini birlikte keşfetmeye, geçmiş deneyimlerin bugünkü duygularımızla nasıl bağlantılı olabileceğini anlamaya ve o boşluk hissine daha yakından bakmaya alan açar.
11/03/2026
İçimizdeki boşluk hissi üzerine…
Bazen hayatımızda pek çok şey yolunda olabilir. İşimiz, ilişkilerimiz, günlük düzenimiz… Ama yine de içimizde tarif etmekte zorlandığımız bir eksiklik ya da boşluk hissi olabilir.
Psikodinamik açıdan bu duygu çoğu zaman bugünden çok daha eskilere dokunur. Nesne ilişkileri kuramına göre insanın iç dünyası, erken dönem ilişkilerinin izlerini taşır. Yani çocuklukta kurduğumuz bağlar, görülme ve anlaşılma deneyimlerimiz zamanla iç dünyamızda ilişki kurma biçimlerimizi ve kendimizi nasıl hissettiğimizi etkileyebilir.
Eğer o dönemlerde duygularımız yeterince karşılanmamış, ihtiyaçlarımız görülmemiş ya da kendimizi güvende hissedeceğimiz bir ilişki alanı oluşmamışsa; yetişkinlikte bazen içimizde bir eksiklik hissi ortaya çıkabilir. Bu, çoğu zaman anlam veremediğimiz bir boşluk olarak hissedilir.
Aslında bu boşluk çoğu zaman bir şeylerin eksik olduğunun değil, içimizde görülmeyi ve anlaşılmayı bekleyen bir duygunun var olduğunun işareti olabilir.
Terapi süreci ise bu duyguların nereden geldiğini birlikte keşfetmeye, geçmiş deneyimlerin bugünkü duygularımızla nasıl bağlantılı olabileceğini anlamaya ve o boşluk hissine daha yakından bakmaya alan açar.
04/03/2026
02/03/2026
Baba olmak…
Baba olduğumda şunu fark ettim:
İnsan sadece bir çocuğa değil, kendi çocukluğuna da ebeveynlik etmeye başlıyor.
Çocuklarımın gözlerinin içine her baktığımda, bazen kendi küçük halim de bana bakıyor gibi. İhtiyaçları, korkuları, görülme arzusu… Hepsi tanıdık.
Ve işte tam burada, baba olmak sadece bir rol değil; bir yüzleşme alanı oluyor.
Psiko-dinamik açıdan baktığımda, babalık; kendi iç dünyamızla kurduğumuz ilişkinin yeniden yazıldığı bir süreç aslında…
Kendi babamla yaşadıklarım, eksik kalanlar, fazla gelenler… Hepsi, bugün çocuğuma nasıl baktığımın, nasıl sustuğumun ya da nasıl sarıldığımın içinde yaşıyor.
Babalık bana şunu öğretti:
Çocuğuma verdiğim her tepki, aslında kendi içimde taşıdığım hikayelerin bir yankısı adeta…Sabırsızlandığım anlarda çoğu zaman çocuğuma değil, zamanında duyulamamış kendi ihtiyacıma sabırsızlanıyorum.
Koruduğum anlarda bazen onu değil, kendi kırılgan yanımı koruyorum.
Ve en kıymetlisi…
Bir çocuğun ruhu, babasının duygularıyla kurduğu temas kadar genişliyor.
Baba güçlü olmak zorunda değil; temas edebilen, duygusunu tanıyabilen ve gerektiğinde “Ben de zorlanıyorum” diyebilen biri olduğunda çocuk için güvenli bir iç dünya inşa ediliyor.
Baba olmak bana mükemmel olmayı değil, yeterince iyi olmayı öğretiyor.
Hata yaptığımda telafi edebilmeyi, özür dileyebilmeyi, yeniden bağ kurabilmeyi…
Eğer bir babaysanız ya da babanızla ilişkinizi anlamaya çalışıyorsanız şunu bilin:
Her ebeveynlik hikâyesi, kuşaklar arası bir aktarım taşır.
Ama her farkındalık, o aktarımı dönüştürme gücüne sahiptir.
Baba olmak bir otorite meselesi değil; bir temas meselesi ve temas, hepimize iyi gelir.
20/02/2026
Göç çoğu zaman bir başarı hikâyesi olarak anlatılır. Yeni bir ülke, yeni fırsatlar, yeni bir hayat… Ancak psikodinamik açıdan göç yalnızca fiziksel bir yer değişimi değil; aynı zamanda derin bir ayrılık ve yas sürecidir.
Geride bırakılan aile, dil, kültür ve “tanıdık olma” hissi ruhsal dünyamızda iz bırakır. Seçerek gitmiş olmak, kayıp yaşanmadığı anlamına gelmez. Başarı ile yas aynı anda var olabilir. Dışarıda güçlü görünürken içeride bir boşluk, ait olamama ya da kimlik karmaşası hissedilebilir.
Göç sonrası sıkça görülen bir diğer duygu da suçluluktur: “Ben ilerlerken onlar orada kaldı.” Bu, köklerle bağın kopmasından değil, hâlâ güçlü olmasından kaynaklanır.
İyileşme; başarıyı küçültmeden, kaybı inkâr etmeden ve iki kültürü de taşıyabilen daha geniş bir kimlik inşa edebildiğimizde başlar.
Daha iyi bir hayat kurarken, içeride neleri geride bıraktığımızı fark etmek… belki de gerçek dönüşümün ilk adımıdır.
yas
ruhsalsağlık
psikoterapi
göçmen
içselyolculuk
16/02/2026
Ayrılık çoğu zaman bugünün meselesi gibi görünür.
Ama hissettiğimiz yoğunluk, çoğu zaman geçmişten taşınır.
Bir gidiş, eski bir yalnızlığı uyandırabilir.
Ve biz çoğu zaman kişiyi değil, o ilk boşluğu kaybetmekten korkarız.
ilişkiler kendinikeşfet iyileşmeyolculuğu
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Contact the business
Telephone
Website
Address
Kartaltepe Mahallesi İncirli Caddesi Başarı Sk. Altay Apt. B Blok No:1 Kat 3, D:6, Bakırköy
Istanbul
34145