Uzman Hekim

Uzman Hekim

Share

Sağlıkla ilgili her türlü bilgi platformu

Photos 12/07/2017

HAREKETSİZLİK HASTALIĞA NEDEN OLUYOR

Uzmanlar, kronik hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde beslenmenin yanı sıra egzersizin de çok önemli bir yer tuttuğunu belirtiyor.

İnsanların ölüm nedenleri yıllar geçtikçe ciddi değişimler gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Bundan 100 yıl önce enfeksiyon hastalıkları insanların asıl ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alırken, günümüzde hareketsizliğin yarattığı hastalıklar ilk sıraya yerleşmiş durumda.

Kronik hastalıklarda egzersiz çok önemli!

Hareketsizlik; obezite, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları ve tip 2 diyabet gibi hastalıklara neden olabiliyor. Bu hastalıkların tedavisinde ya da önlenmesinde ilaçlar ve beslenmenin yanı sıra egzersiz de çok önemli bir yer tutuyor. Egzersiz, son 50 yıl içinde kronik hastalıklarda ve onların oluşmasının önlenmesinde giderek önem kazandı ve önemi her geçen gün giderek artıyor.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı bu hastalıkların tedavisinde egzersizin önemini anlattı.

Kronik hastalıkların tedavisinde egzersizin yeri nedir?

Son 50 yıl içinde kronik hastalıklarda ve onların oluşmasının önlenmesinde egzersiz giderek önem kazandı ve önemi her geçen gün giderek artıyor. Artık hekimler tip II şekeri, tansiyonu, kalp damar hastalığı, kireçlenmesi (Osteoartrit), hiperlipemisi (Kan yağlarının artması) ve osteoporozu olan hastalarda sadece ilaç kullanılarak hastalığın tedavi edilemeyeceğini biliyor. Hastalar hangi ilacı alırsa alsın, diyetine dikkat etmeden ve egzersizini yapmadan hastalığını kontrol altına alamaz. Bu hastalıkların yanı sıra bazı kanser türleri ve depresyondan da korunmak için egzersizin şart olduğu artık bilinen önemli bir başka gerçek.

Hekimler gerekli gördükleri hastalarına nasıl ilaç reçetesi yazıyorlarsa, egzersiz için de, aynen ilaç gibi doz-cevap ilişkisi gösterdiği ve seçilen egzersizin tipine göre cevap ortaya çıktığı için, aynen ilaç gibi bir reçete hazırlamalı. Reçete, egzersizin haftada kaç gün, bir günde ne kadar süre ile, hangi şiddette ve hangi egzersizleri yapılacağının tarifini içermeli.

Egzersizin kesinlikle etkili olduğunun bilindiği hastalıklar nelerdir?

Düzgün planlanmış bir egzersiz programının insülin direncinde, tip II diyabette, dislipidemi, hipertansiyon, obezite, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kalp ve damar hastalığı, kalp yetmezliği, osteoartrit, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu ve depresyon tedavisinde çok etkili olduğu ortaya konmuştur. Egzersizin ayrıca kanser ve astımda da olumlu etkileri bulunduğu belirtilmektedir.

Egzersizin de ilaç gibi yan etkisi var mıdır?

Bir ilaç olarak düşündüğümüz egzersizin tabii ki diğer ilaçlar gibi bir takım zararları, yan etkileri de olabilmekte. Dolayısıyla yapılması önerilen egzersizlerde, kişide olası iyileşme durumunu, egzersizin yan etkilerini ve zararlı durumlarını da mutlaka düşünmek gerekmekte. Şekeri ve aşırı kilosu olan bir hastanın, nasıl olsa hekimler yürüyüş öneriyorlar diye egzersizi basite indirgeyerek sadece yürüyüş yapması, hastaların birbirlerinin ilaçlarını kullanması gibidir.

Egzersiz, yeterli dozda yapılmadığı zaman yararlı olamazken, çok veya uygun olmayan kişilerde yapılması durumunda ise sorun ortaya çıkartabilmektedir. Yürümek, gerçekten de çok yararlı bir spor. Ancak hastanın öncelikle, yürümeye bir engelinin olup olmadığının gözden geçirilmesi; yürümenin hangi hızda olacağının, haftada kaç gün ve her gün ne kadar yapılacağının da belirtilmesi gerekiyor. Bunların belirtilmesi durumunda kişinin yürüyüşü güvenli ve çok daha etkin bir hale gelir.

Egzersizin şiddetiyle sağlayacağı yararın arasında nasıl bir ilişki vardır?

Egzersizin şiddetinin artması, beklenen yararı belirli bir ölçüde artırır. Bu yarar kişinin sahip olduğu aktivite düzeyi ile ciddi ilişkilidir. Ciddi egzersiz yapan kişilerde bu yarar nispeten daha düşükken, egzersiz yapmayan kişilerde bu cevap çok daha belirgindir. Ama aynen ilaçta olduğu gibi bu yanıtta da bireysel farklılıklar mevcuttur.

Günümüzde sayıları giderek artan ve yaşamımıza daha çok girmeye başlayan spor salonları, bu konuda yardımcı olabilir mi?

Sağlık durumumuzu temelden etkileyen üç önemli öğe var. Bunlar; genetik, beslenme ve egzersiz. Bunlardan son ikisi değiştirilebilir nitelikte olup, spor salonları bu anlamda sağlıklı kişilerde çok yardımcı olabiliyor. Üstelik spor salonlarında egzersiz yapan bireyler, kendi başlarına egzersiz yapan bireylere göre daha uzun süre egzersize devam ederler.

Egzersize uyum, aynen uzun süreli ilaç kullanımına benzer. Bir ilacı uzun süre düzenli almak gerçekten çok zordur. Nitekim yapılan çalışmalar günlük düzenli alınması gereken kemik erimesi ilaçlarının, bir yıl sonra, çoğu hasta tarafından kullanılmadığını gösteriyor. İlaç firmaları bu yüzden daha seyrek; haftalık, aylık kullanılabilen ilaçları üretmenin çabasındadırlar ve bu şekilde devam sorununu kısmen çözmüşlerdir.

Maalesef aynı durum egzersiz için söz konusu değil, ama kişileri zaman zaman spor salonunda egzersiz yaptırmak onların egzersize devamları açısından etkili bir yol olarak karşımıza çıkıyor. Bu açılardan spor salonları çok önemli bir yardımcı olarak karşımıza çıkıyor.

Ancak spor salonları, olabilecek sağlık ve hukuki sorunlar yüzünden, mümkün olduğunca sağlıklı bireyleri salona kayıt etmek istemekteler. Spor salonlarında çalışan kişiler egzersizi çok iyi bilmelerine karşın maalesef hastalıklar ve egzersiz konusunda yeterince bilgiye sahip değiller.

Ve maalesef, kronik hastalıkları olan bireylerde spor salonları etkin olarak kullanılamamakta. Bir yandan spor salonları onları kayıt etmek istemezken, diğer yandan onlar sağlıkla ilgili sorunları yüzünden buralara başvurmamaktadır. Dolayısı ile kronik hastalığı olan bireylere yardımcı olacak, onların sağlıklı spor yapmalarına olanak sağlayacak yapılanmalara olan ihtiyaç her geçen gün artıyor.

Photos 10/02/2017

Epilepsi Hastalığı Nedir?

Epilepsi, beyni olumsuz etkileyen bir hastalık. Bu yüzden hastaların düzenli olarak doktor kontrolünde olmaları gerekiyor. Ancak uzmanlar epilepsi hastalığının yanlış tanındığını, bu yüzden hastaların yaşam kalitelerinin olumsuz etkilediğine dikkat çekiyorlar.

Halk arasında sara olarak da adlandırılan ve her 100 kişiden birinde görülen epilepsi hastalığı, insan beyninin yüzeyinde yer alan hücrelerden anormal boyutta elektrik akımının yayılması sonucunda oluşuyor. Epilepsinin tedavisi günümüzde yüzde 70 oranında ilaçlarla yapılıyor. İlaçlara dirençli seçilmiş vakalarda ise cerrahi öneriliyor.

Yanlış bilgi yaygın
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Nöroloji uzmanı Dr. Engin Deniz, hastalıkla ilgili yerleşmiş birçok yanlış bilginin bulunduğuna dikkat çekerek, ‘Bu hastalık bulaşıcı değildir. Hastaya soğan koklatmak, yüzüne kolonya sürmek yanlıştır. Nöbet geçiren kişinin kendisine zarar vermeyeceği bir pozisyonda tutulması, boğulmaması için çenesi kapanmadan ağzındaki lokma çıkarılmalıdır’ diyor. Dr. Engin Deniz, epilepsi hastalığının başlıca bulgusunun nöbet diye tarif edilen tablo olduğuna işaret ediyor ve ekliyor:
“Nöbet, etkilenen sinir hücresi grubunun veya gruplarının beyinde bulunduğu yere göre değişik belirtilerle gider. Bunlar şuur kaybı, kollarda ve bacaklarda kasılmalar, ani yere düşme, donup kalma, anlamsız ağız şapırdatması, bir yere bakakalma, veya ani öfke, taşkınlık gibi hissi belirtilerle gidebilir. Nöbet süresi 1-2 saniyeden dakikalarla ifade edilen süreye kadar çıkabilir.”

Neden olan faktör
Epilepsi 1 günlük bebekten yaşlı insanlara kadar her yaş grubunda görülebiliyor. Değişik nedenlerden kaynaklanabiliyor. Epilepsi bir kısım insanda beyinde yatan bir nedene veya vücuttaki hastalık, tuz kaybı gibi değişikliklerin beyni etkilemesine bağlı olarak oluşabiliyor. Dr. Engin Deniz, ‘Çok büyük bölümünde altta yatan bir neden bulunamamaktadır. Son zamanlarda genetik özelliğin giderek arttığı gözlenmektedir. Özellikle kafatasında kırık ve beyinde kanama ile giden travmalarda sara nöbeti görülme olasılığı daha yüksektir. Bunun dışında bunlar olmaksızın beyin sarsıntısı dediğimiz kapalı travmalarda da sara nöbeti görülebilir’ diyor.

Epilepsinin etkileri
Epilepsi hastalığının beyin üzerindeki etkileri 3 ana grupta değerlendiriliyor. Dr. Engin Deniz bu etkileri şöyle açıklıyor:
1. Epilepsi nöbetinin beyne etkileri: Nöbet esnasında beyinde aşırı çalışmaya bağlı nöronlarda hasar meydana gelebilir. Bu özellikle uzamış ve sık tekrarlayan nöbetlerde veya status denilen ve nöbetten hiç çıkılamadığı durumlarda görülür. Bir diğer durumda nöbet esnasında hastanın solunumunun durmasının neticesi oksijensiz kalmaya bağlı olarak beyinde kalıcı hasarlar meydana gelebilir.
2. Sara nöbetleri arasında beyne etki: Tekrarlayan sara nöbetlerinin psişik ve zeka durumunu olumsuz etkileyebileceği bilinmektedir.
3. Sara ilaçlarının beyne etkileri: Sara nöbetlerini durdurmak veya nöbetlerin tekrar etmesini önlemek için kullanılan ilaçların bir kısmının da beyne olumsuz etkileri olabilmektedir.

Tanı ve tedavi
Halk arasında yeterince tanınmayan epilepsi hastalığının tanısı nöroloji uzmanı tarafından konuluyor. Tanıda, hastanın veya yakınlarının anlattığı nöbet öyküsü, klinik muayene bulguları ve EEG denilen beyin elektroensefalografi bulgularının bir sentezinden yararlanılıyor. Dr. Engin Deniz, hastalığın tedavisinin temel olarak nöbetlerin ilaçlarla önlenmesine dayandığını söylüyor ve ekliyor: “İlaç tedavisine başlayıp başlamamak, hangi ilacın ne kadar süre ile kullanılacağı gibi konular uzmanlık alanına girer. Hastaların mutlaka bir nöroloji uzmanı takip ve kontrolünde olması en idealidir.”

Öneriler
Epilepsi hastalarına yaklaşım konusunda Dr. Engin Deniz şu önerilerde bulunuyor:
Kişiyi yere yatırın, elbiselerini gevşetin, tükürüğün dışarı akması ve rahat nefes alması için başı hafif yana arkaya çevirin. Mümkünse, başın altına yumuşak yastık konulmalıdır. Hastanın ağzına bir şey koymayın, çenesini açmaya çalışmayın. Ortamda bulunan ve zararlı olabilecek sivri, sert, sıcak cisimleri kaldırın. Üzerine su dökmeyin, uyandırmak için sallamayın, yüzüne vurmayın, kolonya, soğan gibi maddeler koklatmayın, ilaç vermeyin.

Photos 02/01/2017

SAÇ UZATMA SIRRI

Merhabalar...
Bizler canımız sıkıldıkça veya değişiklik için ya saçlarımızı kestiriyoruz yada boya yaptırıyoruz. Peki saçlarımızı kestirdikten sonra ki pişmanlık?

Saçlarımızı çok kısa kestirmenin pişmanlığını hepimiz hayatımızın bir kısmında yaşamışızdır.
Kendim birebir deneyip uyguladığım, bu doğal yöntemlerle evlerimizde kolaylıkla uygulayacağımız fakat kokusunun tarifi olmayan ama kokusu bir yana dersek çok ama çok işe yarayan karışımdan bahsetmek istiyorum.
Her aktarda ve eczanelerde bu malzemeleri kolaylıkla bulabiliriz.

MALZEMELER;
Yılan yağı
Zeytinyağı
Bemiks ampul (eczaneden)
bepanten ampul (eczaneden)
evigen ampul (eczaneden)

Bu karışımı boş sprey şişesinde karıştırıp uygularsak işimiz daha da kolaylaşır. Saçlarımızın diplerine uygulayıp streç filmle sarıp 1 saat bekletiyoruz. Saçlarınız hem ipek gibi olduğunu hemde eski parlaklığının geri geldiğini göreceksiniz.
Hafta da 1-2 kere kullanımdan sonra saçlarınızın çok çabuk uzadığını göreceksiniz. Sadece biraz SABIR :)

Gününüz güzel geçsin...

Photos 24/11/2016

CİLT YAŞLANMASI NASIL ÖNLENİR?

Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dönmez, 10 altın kurala uyularak cildin gençliğinin korunabileceğini söyledi.

Dr. Dönmez, bu kuralların başında bol su içmenin, güneşten korunmanın ve sigaradan uzak durmanın geldiğini belirtiyor.

Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dönmez, 10 altın kuralı şöyle açıklıyor:

"1- Bol su için: Su cildin nem kazanması için önemlidir.

2- Güneşe karşı koruyucu kullanın: UV ışınlarına maruz kalmak, cildin yaşlanmasını etkileyen en önemli sorunlardan biridir.

3- Sigara içmeyin: Kanser başta olmak üzere birçok hastalığın tetikleyicisi olan sigara, erken cilt yaşlanması, kırışıklıklar ve yara iyileşmelerinde gecikmeye de yol açar.

4- Cilt tipinize uygun nemlendirici kullanın: Cilt yıkandıktan sonra kurur ve nemlendirilmezse, normalden fazla yağ salgılar. Cildinizi yağlı ya da kuru fark etmez; tipine uygun bir ürünle mutlaka nemlendirin.

5- Sabahları cildinizi ılık suyla yıkayın: Ilık su cildinizin kirlerden tamamen arınmasını sağlar.

6- İlerleyen yaşlarda antiaging ürün kullanın: Yaşlanmayı geciktirmek istiyorsak gündüz ayrı, gece ayrı hücre yenileyici kremler tercih edilmelidir.

7- Taze besin ve vitaminler tüketin: Omega 3 ve omega 6 yağ asitlerini dengeli tükettiğimizde, kan dolaşımı düzene girer ve cilde daha fazla oksijen taşınır. Bu yağ asitleri ayrıca hücre zarını güçlendirir ve cildin daha genç görünmesini sağlar.

8- Spor yapın: Spor cildi güzelleştirir ve sıkılaştırır.

9- En az 7 saat uyuyun: Uyku esnasında biraz daha fazla salgılanan büyüme hormonu, cildimizin canlı, diri, parlak ve genç kalmasını teşvik eder.

10- Gece ve gündüz cilt temizliğini mutlaka yapın: Her sabah ve gece boyunca oluşan yağ üretimi ve birikimleri, ciltten arındırmak gerekir."

Photos 27/08/2016

KISIRLIĞI NEDENİ NEDİR?

Sağlık problemi olmadığı halde 100 çiftten 20’si gebelik elde edemiyor. Adet günü hesabı, ilişki zamanlaması, yumurtlama takibi ve adet gecikmesi beklentisi içinde olan kadınlar stresle çok daha fazla karşı karşıya kalıyor. Eşinden yeteri kadar destek görmeyen kadınların gebelik şansı düştükçe, stres de katlanarak çoğalıyor. Hâlbuki çiftler, stresten uzak durup birbirlerine destek olursa bebek olma ihtimali artıyor.”

“Çocuk sahibi olma isteği ile doktora başvuran çiftlerin yarıdan fazlası açıklanamayan kısırlığa (infertilite) sahiptir. Anne adayının yumurtalıklarının düzenli çalıştığı, tüplerin açık, rahmin sağlıklı ve baba adayının s***m değerleri normal olduğu durumlarda korunmasız geçen bir yıl sonunda gebelik elde edilememesi; açıklanamayan kısırlık olarak değerlendirilir. Güncel teknolojiler ile teşhis edemediğimiz açıklanamayan kısırlık yaşayan çiftlerin önemli bir kısmı, hiçbir yardım almadan kendiliğinden gebelik elde edebilmektedir. Bu çiftler için daha önceki başarısızlıkları ve zaman içinde elde edilen gebeliği açıklamak mümkün değildir.”

GEBELİK ŞANSI YÜZDE 5’E DÜŞER
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir; “Sağlık problemi olmayan 100 çiftten 20’si bilinmeyen sebeplerle gebe kalamamaktadır. Üreme sisteminde bir sıkıntı var ise gebelik engellenmektedir. Problemsiz çiftlerin her ay yüzde 15-20 civarında olan gebelik şansı açıklanamayan kısırlık gruplarında yüzde 3-5’ler seviyesine inmektedir. Yani bu çiftlerde de hâlâ spontan gebelik ihtimali devam etmektedir. Açıklanamayan kısırlıkta; üreme sisteminde geçici veya kalıcı, basit ya da karmaşık bir problem olduğu kabul edilir. Bazen farklı basamaklarda ve mekanizmalarda çok sayıda problem olabilir.”

ÇİFTLER PANİĞE KAPILMAMALI
Gebe kalma süresinin uzaması, çiftler için stres kaynağı olabilir. Erkekler genellikle sorunları inkar etme ya da eşine yansıtma yollarını kullanarak stresle baş ederler. Ayrıca problemin önemsiz olduğuna inanırlar. Kadınlar ise; adet günü hesabı, ilişki zamanlaması, yumurtlama takibi ve adet gecikmesi beklentisi içinde oldukları için çok daha fazla stresle baş ederler. Her ay adet kanamasını beklemek zor bir durumdur. Eşinden yeteri kadar destek görmeyen kadınların gebelik şansı düşük ise stres katlanarak artmaktadır. Bazı toplumlarda çocuk sahibi olamamak mutlak kadına ait bir problem gibi görülmektedir. Bu faktörler, gebelik elde etme şansını gitgide azaltır. Genelde uzun zaman açıklanamayan kısırlık sebebiyle çocuk sahibi olamayan çiftler; tedavi sonrasında gebelik elde ettikten ve doğum olduktan sonra spontan gebelikler başlayabilmektedir. Bu durum da stresin etkisini ortaya koymaktadır. ‘Açıklanamayan kısırlıkta çiftlerin paniğe kapılmaması gerekiyor’ diyen Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir sözlerine şöyle devam ediyor: “Çünkü bu durumdaki çiftlerin gebelik şansları azalsa da hiçbir zaman sıfır değildir. Tedavi sürecinde bazı çiftler, kendiliğinden gebelik elde edebilir. Bu çiftlere; kendiliğinden gebelik için adet günleri ve şanslarının yüksek olduğu dönemler anlatılmalı veya basit yumurta geliştirme ve takibi yapılarak zamanlı ilişki önerilmelidir.”

EVLİLİK KÖTÜ ETKİLENEBİLİR
“Bu arada ilişkinin zamanlı olması ve bir görev algısı yaratması, bir zorunluluk haline dönüşmesine yol açabilir. Bu da ilişkiyi kötü yönde etkileyip evlilik problemlerine neden olabilir. Bir yıl süre ile gebelik elde edemeyen bir çift için gerekli tetkikler yapılıp açıklanamayan kısırlıkta teşhisi konduktan sonra olası tedavilere yönlendirilmelidir.”

TEDAVİDE KISIRLIK SÜRESİ VE YAŞ ÖNEMLİ
“Kısırlık süresi dört yıldan az, anne adayının yaşı da 35’in altında ise tercih aşılama tedavisi olmalıdır. Anne yaşı 35’in üzerinde ise yine aşılama yapılabilir ama aşılamaların sayısı artırılmadan tüp bebek tedavisine geçilmelidir. Tüp bebek, çiftler için her zaman elde edilebilir bir tedavi yöntemidir. Ancak öncelikle kolay tedaviler denenmeli. Bu yöntemlerle başarıya ulaşamayan çiftlere, daha sonra tüp bebek tedavisi uygulanmalı.” Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir; “Kısırlık süresi dört yıldan uzun ve anne adayının yaşı 40 ve üzerinde ise direkt tüp bebek tedavisi yöntemi denenmeli” diyerek aileleri zaman kaybetmemeleri konusunda da uyarıyor. Doktor, çift ile alternatifleri tartışarak tedavi programı yapmalı ve başarısızlık söz konusu olduğunda bir araya gelerek yeniden değerlendirme yapılmalıdır.”

AŞILAMA TEDAVİSİ
“Aşılama tedavisinde s***min doğru zamanda yumurta ile bir araya gelmesi sağlanmaktadır. Yumurta geliştirici ilaçlar hap veya iğneler yolu ile bir veya iki tane yumurtanın gelişmesi sağlanır. Yumurta belirli bir çapa ulaştığında çatlatma iğneleri yardımıyla yumurtlama gerçekleştirilir. Bu dönem, gebelik şansının en yüksek olduğu zaman dilimidir. Yumurtlama, çatlatma iğnesinden sonra yaklaşık 36 saat sonra gerçekleşir. Bu zamana yakın bir saatte s***mler alınarak laboratuvarda hazırlık ve yıkama işlemi yapılır. Ardından, aralarından en hızlı ve sağlıklı olanlar toplanarak rahim içerisine yumuşak bir kateter yardımı ile verilir. Açıklanamayan kısırlık grubunda aşılama ile gebelik şansı yüzde15 civarındadır. Üç aşılama uygulaması sonrasında çiftlerin yüzde 35-40 kadarı bebek sahibi olabilir.”

TÜP BEBEK TEDAVİSİ
“Tüp bebek tedavisinde; aşılamaya oranla daha fazla ilaç kullanılır ve takipler daha sıktır. Folikül çapları belirli bir büyüklüğe ulaştığı zaman, aşılama tedavisinde olduğu gibi çatlatma iğnesinden 36 sonra sonra ince bir iğne ile vajinal ultrasonografi kullanılarak yumurtalar alınır. Laboratuvar ortamında mikroskop altında her bir yumurta, çevresindeki hücrelerden temizlenip değerlendirilir ve mikroenjeksiyon yöntemi ile olgun her bir yumurtaya bir s***m enjekte edilir. Döllenme sonrası gelişen embriyolar inkübatörler içerisinde takip edilerek, seçilen embriyolar anne rahmine transfer edilir. Tüp bebek ile açıklanamayan kısırlık grubunda yüzde 55-60 oranında gebelik elde edilebilmektedir. Anne adayının yaşı genç ise gebelik şansı artar.”

Photos 11/07/2016

SİGARAYI BIRAKINCA VÜCUTTA NASIL DEĞİŞİMLER GÖZLEMLENİR?

Sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra:
Kandaki oksijen normal hale döner. Kalp krizi riski ileri derecede azalır. Kaslara giden oksijen miktarı artar. Kan basıncı normal seviyesine iner.
Sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra: Karbonmonoksit vücuttan atılmaya başlanır. Nefes alıp verme rahatlar. Akciğerlerdeki katran ve balgam yok olmaya başlar. Bronşit ve zatürree gibi tekrarlanan solunum yolu hastalıkları riski azalır. Hücrelerin oksijenlenmesi normale döner.
Sigarayı bıraktıktan 48 saat sonra: Kan
nikotinden tamamen temizlenir.
Sigarayı bıraktıktan bir-iki hafta sonra:
Tat ve koku alma duyuları güçlenir. Kan dolaşımı en iyi hale gelir. Yüz rengi normal canlılığına kavuşur.
Sigarayı bıraktıktan üç-dokuz ay sonra:
Nefes alma zorlukları ortadan kalkar, öksürükler azalır. Akciğer fonksiyonları yüzde 5-10 arası düzelme gösterir. Ses düzelir.
Sigarayı bıraktıktan bir yıl sonra: Kalp hastalıkları riski yarı yarıya azalır.
Sigarayı bıraktıktan beş yıl sonra: Beyin kanaması riski yarı yarıya azalır. Ağız kanseri, yemek borusu kanseri, mesane kanseri riskleri yarı yarıya azalır.
Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra: Akciğer kanseri riski yarı yarıya azalır. Beyin damarları ile ilgili felç gelişme riski, sigara içmeyenlerle aynı düzeye gelir.
Sigarayı bıraktıktan 15 yıl sonra: Kalple ilgili hastalık riski, sigara içmeyenlerin taşıdığı riskle aynı seviyeye gelir. Bu kişilerin ölüm riski sigara içmeyenlerle aynı seviyede iner.

Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir.

Sigara esir alır, ancak bu esaretten kurtulmak mümkündür.

Photos 28/06/2016

İDEAL KİLONUZU HESAPLAYIN...

Kilo vermek için amaç yaratmak yanıltıcı olabilir. Çok fazla kilo vermeyi hedeflemek hayal kırıklığı riski taşır. Çok az bir kilo vermeyi hedeflemek ise sizi tam anlamıyla sağlı­ğınıza kavuşturmaz. Lisedeki ölçülerinize dönmek veya ilk kez hamile kalmadan önce giydiğiniz pantolonları tekrar giyebilmek sizin için uygun olmayabilir. Eskiden zinde ve formda olsanız bile, sizin için en sağlıklı beden ve şekil çok daha farklı olabilir.

Vücut ağırlığını boyla bağlannlı olarak belirleyen ve ye-tişkinlerdeki vücut yağ oranıyla son derece ilgili olan vücut kütle indeksini (VKÎ) kullanarak sağlıklı kilonuzu hesapla­mayı öneriyorum. Sıradaki çizelgede boyunuza ve kilonuza bakarak işe başlayın. Eğer VKÎ’niz 25′ten yüksekse, bu aşırı kilolusunuz ve istenmeyen etkilerin (kalp hastalıkları ve ölüm gibi) riski altındasınız demektir. 30 üzeri obez, 40′ın üzeri ise aşın obez olduğunuz ve risklerin giderek arttığı anlamına gelir.
Kilonuzu, boyunuza uygun aralığa getirmeye çalışın, 25 VKÎ’nin altı her durumda geçerlidir.

(18.5′ten daha az bir değer normalden zayıf demektir ve daha fazla aşağıya inmek, daha fazla yukarı çıkmakla aynı oranda tehlikelidir.)

Bel ölçünüzü de göz önünde bulundurarak VKÎ beklen­tilerinizi kendinize göre ayarlamak isteyebilirsiniz. Karın bölgesindeki aşın yağlanma -bel ölçünüz güçlü bir işaret­tir- da yüksek oranda hastalık ve ölüm riski ile ilgilidir. Er­keklerde 101 cm, kadınlarda ise 89 cm’den fazla olan bel öl­çüsü, VKİ25 ile 35 arasında olanlar için bile büyük risk teş­kil eder. Bel ölçünüzü bu sınırların alnna getirmeye çalış­malısınız. Bazı insanlar ise VKİ değerini yükseltmek yerine düşürmeyi de isteyebilir.

Vücut Kütle Endeksi (VKİ)

VKİ
18.5 veya daha az Çokzayıf
18.5-24.9 Normal
25.0-29.9 Kilolu
30.0-39.9 Obez
40 ve üstü Aşırı Obez

Adım atmak üzere olduğunuzu unutmayın. Gelişiminiz, kendi sorumluluğunuz ve göstereceğiniz çabanız yanı sıra; amacınıza, başlama noktanıza ve ilerleyeceğinizi planladı­ğınız yola da bağlıdır. Yediklerinizi tamamıyla alkalik ya­pan ve en başından itibaren günde 5-6 litre yeşillik içecek­leri içen (daha sonra bu miktar arttı) ve 90 günde 41 kilo ve­ren müşterilerim vardı. Ve vücutlarını doğru bir şekilde su­landıran, arada sırada yeşillik içeceği içne ama arada sıra­da asidik yiyecek yemeye devam eden, bu nedenle de daha uzun sürede daha az kilo veren müşterilerim de oldu.

Şimdi kendinize, istediğiniz şeyi neden istediğinizi sorun ve ayrıntılı ve dürüst cevaplarınızı not edin. Kapsamınızı eliniz­den geldiğince genişletin. Tam olarak ne amaçla 10 kilo ver­mek istiyorsunuz? Bu yolculuktaki amacınız nedir? Amacınız kendinizi iyi hissetmek mi? İyi görünmek mi? Gücünüzü artır­mak mı? Daha enerjik olmak mı? Kendinize güveninizi artır­mak mı? Daha uzun yaşamak mı? Daha seksi olduğunuzu his­setmek mi? Sağlıklı olmak mı?

Tek bir doğru cevap yok. Aslında, hiç kimse için tek bir se­bep yok. Ama peşinde olduğunuz şeyi neden istediğinizi bil­mek yarar sağlar. Bir şeyi neden istediğinizi bildikten sonra na­sıl olacağı o kadar da zor değildir. Nedenlerinizi bir kere netleş­tirdiğinizde, hiç duraksamadan ilerleyebilirsiniz. Zorlayıcı bir sebep, ilerlemeniz için sizi harekete geçirir.
Şimdi, bir hareket planının ince ayrıntılarını hazırlamak ve onları bir yere yazmak için hazırsınız. Ve sadece “pH Mucizesi Programı Talimatları”m hazırlamaktan bahsetmiyorum. Yapa­cağınız şeyleri, ne zaman ve nasıl yapacağınızın tam olarak planını çıkarmalısınız. Yani, en az haftada bir kere alışveriş za­manı belirlemeyi, sağlıklı yiyecek marketlerini, özellikle yağla­rı ve takviyeleri alacağınız yerleri bilmeyi, derhal bütün asidik yiyecekleri kesmeyi, bu hafta tatlı, bir dahaki hafta makarnayı kesmek gibi dereceli bir yaklaşım belirlemeyi, kendiniz için eg­zersiz zamanlan belirlemeyi kastediyorum. İlerleme sürecinde başvurabileceğiniz kaynaklan belirleyin: varmak istediğiniz noktaya doğru ilerlerken size yardım edebilecek, sevilen bir arkadaş ve jimnastik salonu gibi… Gündelik yaşamınızda planı­nızın uygulanabilirliğini sağlamak için esneklik yarattığınıza emin olun.

Sonuç elde etmek için pek çok yo) vardır; bu nedenle, iste­diğiniz şey üzerinde odaklandığınız sürece, sizi itekleyecek bir amacınız olduğu sürece ve tutumunuzda esnek kaldığınız sü­rece, yolunuzu bulacaksınızdır.

Günlük
Gördüğünüz gibi, pek çok şeyi yazmaya ihtiyacınız olacak. İnsan olarak, eğer sürekli hatırlatılmazsanız, en önemli şeyleri bile 3-5 gün içinde unutmaya eğilimlisiniz. Bu nedenle eğer hâlâ yapmadıysanız, hem ilerlemenizdeki ayrıntıları izleyebil­meniz hem de 11. Bölüm’de anlatıldığı gibi zihinsel ve duygu­sal yolculuğunuzu takip edebilmeniz için günlük tutmaya baş­lamanızı öneriyorum.

Bu bölümün başından beri sizden yazmanızı istediklerime ek olarak, kaleminizi kullanmanız gereken birkaç konu daha var: Gerçekten kilo vermek ve sağlıklı olmak istiyor musunuz? Amacınıza ulaşmak size ne hissettirecek? Eğer denerseniz ka­zancınız ne olacak? NE kaybedeceksiniz (kilolar hariç!)? Sağlık­lı ve zayıf olmak günlük yaşamınızı kısa ve uzun vadede nasıl etkileyecek? Eğer başarısız olursanız yaşamınız bundan nasıl etkilenecek? Başarabileceğinize inanıyor musunuz? Amacınıza ve planınıza ne kadar bağlısınız? Sağlıklı ve formda olmayı hak ettiğinizi düşünüyor musunuz?

Günlüğünüz, kilo verme sürecinde size yardım etmelidir. İlerlemelerinizi, ölçülerinizin detayları gibi bilgileri takip et­mek için günlüğünüzü kullanabilirsiniz. Ayrıca, bir yiyecek günlüğü tutmanızı ve ne yediğinizi, nerede yediğinizi ve neden yediğinizi (o anki ruhsal durumunuzu) not etmenizi öneriyo­rum. Bunu sık sık gözden geçirin; hem doğru yiyecekleri seçip seçmediğinizi görmek hem de yanlış seçimler yaptığınızda bu­nun nedenini ortaya çıkaracak bir model oluşturmak için. Eğer yiyecekleri kendinizi rahatlatmak veya ödüllendirmek için kul­lanıyorsanız, daha sağlıklı alternatiflere yönelin.

Ayrıca, günlüğünüz düşüncelerinizin, duygularınızın, inançlarınızın ve ruhunuzun hazır olduğuna ve sizi yol boyun­ca destekleyeceklerine emin olmak için size yardım edecektir. Hem fiziksel hem de ruhsal değişimleri not edin. Günlüğünüze her gün biraz zaman ayırın – eğer yeni bir şey yazmayacaksa-nız, oraya kaydettiğiniz bilgi ve esin kaynaklarını gözden geçi­rin. Ya da her ikisini de yapın! Ne olmak ve neyi elde etmek is­tediğinizi devamlı olarak gözden geçirmenize yardım edecek­tir. Kilo verme yolculuğunuzda belgelediğiniz nedenleri gör­mek motivasyonunuzu artıracaktır.

Haydi başlayın
En zor kısım başlamaktır. Bir kere başladığınızda, bu prog­ramı takip etmek gün geçtikçe kolaylaşacaktır. Bu kitaptaki ve bu bölümdeki ilkeleri uygulamaya başladığınızda fiziksel, psi­kolojik ve ruhsal düzeyde sonuç olarak karşınıza çıkacak deği­şiklikleri göreceksiniz. Kendinizi daha iyi hissetmeye (ve gö­rünmeye!) başladıkça, daha iyi düşüneceksiniz ve daha iyi dü­şündükçe daha iyisini başaracaksınız. Sadece kilo vermeye başlamakla kalmayıp, daha enerjik olacak, daha az ağrı çeke­cek, daha az hasta olacak ve genel anlamda bir mutluluk hissi yaşayacaksınız. Bütün bunların hepsi, doğru yolda olduğunuz konusunda kanıt oluşturacak.

Eğer arada trenden düştüğünüzü hissederseniz, hemen ge­ri atlayın. Ne kadar trende kalırsanız o kadar az düşersiniz. Ki­lo vermek sadece bir sonuç değil bir ilerlemedir. Bir kerede, tek bir adım atmalısınız. Bu kolay olmayabilir ama buna değer. Siz buna değersiniz.

Photos 20/06/2016

DÜNYANIN EN YAYGIN HASTALIĞI: VEREM

Hala etkili bir hastalık olan verem (tüberküloz), hala her yıl 2 milyon kişinin ölümüne sebep oluyor.

Veremin dünyanın en yaygın enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.

Verem, bir başka deyişle tüberküloz, günümüzde artık tedavi edilebilir olmasına rağmen hala çok sayıda kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor… Bunun nedeni ise hastalığın zamanında tespit edilememesi ve tam tedavinin uygulanmaması. Veremin dünyanın en yaygın enfeksiyon hastalığı olduğunun altını çizen Acıbadem Fulya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, bu hastalıktan 2020’yılına kadar 30 milyon kişinin hayatını kaybedeceğinin öngörüldüğünü söylüyor. Hastalıkla mücadelede yapılan en büyük hatanın ise tedaviyi erken bırakmak olduğunu belirten Prof. Dr. Reha Baran, her hastanın en az 10 kişiye de mikrobu bulaştırdığına da dikkat çekiyor.

BİNLERCE YILDIR VAR

Verem binlerce yıldır var olduğu bilinen bir hastalık. Zengin-yoksul, genç-yaşlı demeden herkese bulaşabiliyor. En çok akciğerde olmak üzere tüm organlarda hastalık yapıyor. Tedavisiz bırakılırsa ya da kötü tedavi edilirse, öldürücü olabiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Reha Baran, “Verem mikrobu ne kadar tedavi edilirse edilsin, verem basilinin bir kısmı vücutta ölü olarak kalıyor. Verem mikrobu alan bir kişi o hastalığa hemen yakalanmayabiliyor, ömrünün bir döneminde bu mikrop aktif hale gelebiliyor” diyor.

NASIL BULAŞIR?

Verem temasla değil, havada asılı duran verem partiküllerinden bulaşan bir hastalık. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde diğer insanlara da kolaylıkla bulaşabiliyor. Eğer hasta tedavi altında değilse ve mikrop saçıyorsa, öksürmesi, hapşırması ve nefes alıp vermesiyle havaya karışan mikroplar, hasta ile aynı ortamda bulunan sağlıklı kişilerin ciğerlerine yerleşebiliyor.

Hastalığın bulaşması konusunda halk arasında yanlış bilinen bazı noktaların da altını çizen Prof. Dr. Reha Baran, “Mikrop tokalaşmakla, hastanın kullandığı eşyalara temasla bulaşmıyor. Hastanın iyi tedavi edilmesini sağlamak ve ayrı odada tedavisini sürdürerek odayı sık sık havalandırmak, tedavideki en önemli etkenler” diyor. Hastayla aynı ortamı paylaşanların özellikle koruyucu ilaç tedavisi görmelerinin önemini de vurgulayan Prof. Dr. Reha Baran, Verem Savaş Dispanseri’nde ücretsiz olarak hastanın yakınlarının taramasının yapıldığını ve koruyucu ilaçların verildiğini belirtti.

KİMLER RİSK ALTINDA?

Peki mikrobu alan herkes hasta olmuyorsa, verem mikrobu kimleri hasta ediyor? Burada bağışıklık sisteminin devreye girdiğine değinen Prof. Dr. Reha Baran “Kişi çok çalışıyorsa, çok sigara içiyorsa, yorgunsa, alkol alıyorsa savunma sistemini zayıflatmış oluyor. Diyabetik olanlarda da savunma sistemi zayıf oluyor. Ya da ilaç, kortizon kullanıyordur, kemoterapi görüyordur. Bu tür hastalarda da vereme yakalanma riski çok daha yüksek. Örneğin ABD’de ve gelişmiş ülkelerde veremin artma nedeni AIDS hastalığının artmasıdır. Bunlarda da savunma sistemi çöktüğü için verem olma riski artıyor” diye konuştu.

BU BELİRTİLERE DİKKAT

Veremin sinsi bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Reha Baran, basit görülerek önemsenmeyen önemli belirtileri şöyle sıraladı;
2 haftadan uzun süren öksürük
Halsizlik
Hafif iştah kaybı
Balgamda kan
Gece terlemeleri

“İYİLEŞTİM” DİYE DÜŞÜNMEYİN

Bilinenin aksine herkeste verem mikrobu bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Reha Baran, “Türkiye gibi ülkelerde verem mikrobunun enfekte ettiği kişi sayısı oldukça yüksek. Türkiye’nin yüzde 30 ila 50 arasındaki kişilerde tüberküloz mikrobu var. Ancak bu kişilerin tümü hasta olmuyor. Her 100 bin kişiden ortalama 25 kişi tüberküloz hastası oluyor” dedi. Verem hastalarının doktora başvurma sürelerinin ortalama 1 ay olduğunu belirten Prof. Dr. Reha Baran bu sırada mikrop saçan hastanın mikrobu en az 10 kişiye bulaştırdığına dikkat çekiyor. Hastalıkta en tehlike durumun ise tedaviyi erken bırakmak olduğu uyarısında bulunan Prof. Dr. Reha Baran, tam tedavi uygulanmadığı için hastalığa yeniden yakalanma riskinin arttığını söyledi.

Want your business to be the top-listed Beauty Salon in Istanbul?
Click here to claim your Sponsored Listing.

Category

Website

Address


Istanbul