Mutlu Yaşam

Mutlu Yaşam

Share

Yaşama dair güncel bilgiler ve makaleler

Photos 28/01/2017

KOKU ALAMIYORSANIZ DİKKAT!

Pek çok insanın sorunu olan koku duyusunun kaybı, sinüs hastalığı, burun pasajda bir kütle ya da nadir olarak beyin tümörünün belirtisi olabilir.

Koku ve tat alma sorunlarının yaşamımızda büyük etkileri olabilir. Bu duyularımız esas olarak yaşam keyfimize, iştahımıza, sosyal yaşamımıza katkıda bulunduğu için, koku ve tat alma bozuklukları ciddiye alınmalıdır. Bozuldukları zaman, yaşam da tadını kaybeder, daha az yeriz, daha az sosyal oluruz ve sonuçta kendimizi kötü hissederiz. Birçok yaşlı insan bu sorunla karşı karşıyadır. Ayrıca koku duyusunun kaybı sinüs hastalığının, burun pasajda bir kütlenin ya da nadir durumlarda beyin tümörlerinin bir belirtisi olabilir. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Süreyya Şeneldir koku ve tat alma bozukluğu ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

- Koku ve Tat Duyuları Nasıl Çalışır?
Koku ve tat kimyasal duyu alma sistemimize aittir. Koku ve tat almanın karmaşık süreci etrafımızdaki maddelerden salınan moleküllerin burun, ağız ve boğazdaki özel sinirleri uyarmasıyla başlar. Bu hücreler mesajları özgül koku ve tatların tanımlanmış olduğu beyne iletirler. Koku siniri hücreleri, bir gülün güzel kokusu ya da fırındaki ekmeğin kokusu gibi çevremizdeki kokularla uyarılırlar. Bu sinir hücreleri, burundan yukarı çıkan incecik bir doku yolda bulunurlar ve doğrudan beyinle bağlantılıdırlar.

Tat siniri hücreleri, tükürükle karışmış yiyecek ve içecekle etkileşirler. Ağız ve boğazın tat koncalarında kümeleşmişlerdir. Dilde görülebilen küçük yumruların çoğu tat koncaları içerir. Bu yüzey hücreleri tat bilgisini beyine mesajları yollayan yakın sinir liflerine iletirler. Genel olarak dört temel tat duyusunu algılayabiliriz: Tatlı, ekşi, acı ve tuzlu.

- Koku ve tat alma bozukluklarına sebep olan nedir?
Koku duyusu 30-60 yaşları arasında oldukça keskindir. 60 yaşından sonra azalmaya başlar ve yaşlı insanların büyük bir kısmı koku alma yeteneklerini kaybederler. Ayrıca kadınların koku algılaması genel olarak erkeklerden daha iyidir. Bazı insanlar zayıf bir koku ve tat duyusuyla doğarlar fakat bunun dışında sık görülen bazı hastalıklar da burunda havanın koku bölgesine ulaşmasını engelleyerek koku kayıplarına sebep olurlar.

• Burun iltihapları: Nezle, grip, sinüzit
• Burunda et büyümesi ve kemik eğriliği
• Alerjik rinit
• Buruna yabancı cisim kaçması
• Burundaki tümör ya da diğer kitleler.
Ayrıca bazı maddeler (böcek ilaçları gibi bazı kimyasallar ya da bazı ilaçlar) ve tütün kullanımı da kokuları tanıma yeteneğini bozar ve tat duyusunu zamanla azaltır.

- Koku ve tat alma bozukluklarına nasıl tanı konur?
Problemin ne zaman başladığı, hangi durumlarda ortaya çıktığı, ilaçlarla düzelip düzelmediği önemlidir. Burun içindeki havanın koku bölgesine gitmesini sağlayan durumlar genelde burnun endoskopik muayenesi ile belirlenir. Bazen özellikle sinüzitle ilgili film çekmek ya da alerjiyle ilgili testler yapmak gerekebilir. Eğer koku hücreleri ya da koku merkezi ile ilgili bir problem düşünülüyorsa genellikle bilgisayarlı tomografi ya da manyetik resonans (MR) çektirmek gerekir.

- Tedavi edilebilir mi?
Koku duyusu bozukluklarının tedavisi sebebin ne olduğuna göre belirlenir. Eğer burun içinde tıkanıklık yapan bir sebep bulunursa, bunun tedavisi koku duyusunun da düzelmesine neden olur. Et, kemik, enfeksiyon ve alerji ile ilgili sorunlarda da hemen gerekli tedavi başlanır. Eğer beyinde tümör ya da ona benzer bir problem tespit edilirse bu genellikle beyin cerrahisi bölümüyle ortak çalışmayı gerektirir. Koku hücrelerinin ölmesine neden olan durumlarda koku duyusu tedavi edilemez. Bazen bir ilaç koku ve tat alma bozukluğu sebebi olabilir ve bu ilaç kesilirse durum iyiye gidebilir.

Photos 25/01/2017

KUŞKUCU İNSANLARIN KALBİ TEHLİKEDE!

Amerikan Psikoloji Derneği’nin halka yönelik bilgilendirme yayınlarında yer alan bilgilere göre, kalp hastalıkları ile kişilerin psikolojisi arasında yakın bir ilişki bulunuyor.

Kalp sağlığını olumsuz etkileyen davranışlar ve psikolojik durumlar, öfke, saldırganlık, kuşkuculuk, güvensizlik, depresyon, sürekli zamana karşı yarışmak sabırsızlık şeklinde sıralanıyor.

Uyarılar

- Normal tansiyonlu insanlar arasında, ‘öfke’ ölçeğinde yüksek puanlar alanlar, düşük puan alanlardan üç kat daha fazla kalp krizi riski taşıyor.

- Öfke, saldırganlık, kuşkuculuk ve güvensizlikten oluşan ‘düşmanlık’ ölçeğinde yüksek puanlar alanlar, elektron tomografi ile yapılan damar ölçümlerinde, ‘düşmanlık’ ölçeğinde düşük puan alanlardan iki kat fazla damar sertleşmesi gösteriyor.

- Kalp krizi geçiren hastalar, krizden sonra depresyona girdikleri takdirde takip eden yıl içinde ölme olasılıkları, depresyonda olmayanlara göre 3 kat artıyor.

- A Tipi Davranış denilen, öfkeli, sabırsız, sürekli zamana karşı yarışan, kendini başkalarının gözüyle değerlendiren davranış grubunu değiştirmeye yönelik Grup terapi alan hastaların, 4 yıl takip sonunda kontrol grubuna oranla yüzde 44 daha az ikinci kalp krizi geçirdikleri gözlendi.

24/01/2017

Bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler Tüberküloz hastalığına yani halk arasında bilinen adıyla “verem”e davetiye çıkarıyor. “Vücut direncinin düşmesini fırsat bilen sinsi hastalık” olarak tanımlanan tüberküloz en çok; şoförleri, üniversite öğrencilerini ve ev hanımlarını vuruyor.

24/01/2017

Kahkaha atarak stresinizi azaltabilir, ömrünüzü uzatabilirsiniz. Stres fizyolojik olarak stres hormonunun kortizol seviyesini azaltır. Bu da insan sağlığı için önemli bir ipucudur. Hergün gülümsemeyi unutmayın :)

Ünlü diyetisyenin çikolatalı tarifi... 24/01/2017

http://www.diyetisyendestegi.club/

Ünlü diyetisyenin çikolatalı tarifi... Çikolatalı karışım ile zahmetsiz başarmak ister misin? Ünlü diyetisyenin çikolatalı içecek tarifini hemen öğren...

Photos 20/01/2017

BAŞ AĞRISI NASIL GEÇER?

Baş ağrılarının büyük çoğunluğunun farkına varılmamış olsa da susuzluktan kaynaklandığını söyleyen Dr. Sinan Akkurt, "Doğru nefes alıp verdiğinizde vücutta fizyolojik denge sağlanabilir. O zaman da baş ağrılarını hafifletme şansımız olur. Bununla birlikte öfke, kızgınlık, kaygı gibi psikolojik nedenli baş ağrılarında doğru nefes teknikleri uygulandığında kişi sakinleşir, baş ağrısı kesilebilir." dedi. Dr. Akkurt, baş ağrılarında ilaçtan önce 7-1 nefes tekniğine başvurulmasını önerdi.

"Anksiyete, panik atak gibi şikayetlerde de yavaş nefes alarak rahatlama, sakinleşme sağlanabilir. Adrenalin, bilindiği gibi kaygı, korku gibi durumlarda artar; yavaş nefes alıp verdiğimizde adrenalin salgısı da azalacaktır." diyen Dr. Sinan Akkurt, "Tabi ki tek başına nefes teknikleri ile psikiyatrik rahatsızlıklar tedavi edilebilir demiyorum, sürece destek olur diyorum. Şu anda başınız ağrıyorsa 7-1 nefes tekniğini uygulayabilirsiniz." şeklinde konuştu.

Dr. Akkurt, önerdiği 7-1 nefes tekniğinin özellikleri ve uygulanışını şöyle özetledi: "Özellikle sakinleşmek amacıyla uygulanır. Baş ağrısı, panik atak, anksiyete gibi rahatsızlıklarda şikayetlerin azalmasına katkı sağlayabilir. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine destek olur. Kronik yorgunluk sendromunu engelleyebilir. Nefesi alış ile veriş süresini eşitlememiz gerekir. 7'ye kadar sayarak nefes alınır, 1 saniye beklenir (nefes tutulur), 7'ye kadar sayarak nefes verilir."

Günlük hayatımızda doğru nefes almıyoruz
Doğru nefes alındığında akciğerlerin tam kapasite ile çalıştığına dikkat çeken Dr. Akkurt, "Nefes almayı solunum yapmak; çoğunlukla ağzımızdan hava alıp vermek olarak biliyoruz. Oysa doğru nefeste, burundan çekilen hava karnı şişirir. Doğru nefeste diyafram, karın kasları gibi akciğerimizi çevreleyen kasların da çalıştırılması sağlanır. Özellikle diyafram kasıyla derinlemesine solunum yapılmalıdır. Derin bir burun solunumu alınır, karın şişirilir. Karın solunumu, akciğerlerimizin tam kapasite ile çalışmasını sağlayacak bir yöntemdir. Yeni doğan bebekleri gözünüzün önüne getirin; onlar nefes alırken karnı şişer ve burun kanatları hafif oynar. Doğuştan doğru nefes yeteneğiyle doğuyoruz, ancak sonradan işin kolayına kaçıyoruz." dedi.

Photos 02/01/2017

DEPRESYON GİDEREN ÇAYLAR

Depresyon ve kaygının azaltılması, ayrıca ruh halinin yükseltilmesi için tüketilebilecek bazı çaylar mevcuttur.

Bir çok rahatsızlığın tedavisine destek olarak bitkilerden de fayda sağlamaktadır. Özellikle sakinleştirici etkileri ile bazı bitkilerin stresi giderdiği bilinmektedir.

Kahvenin iyi bir sakinleştirici olduğu bilinir. Hemen her gün tükettiğimiz bu keyifli kahve molası yerine daha etkili bitki çayı molası vermeye ne dersiniz?

İşte stres gidermeye yardımcı bitkisel çaylardan bazıları;

Sakinleştirici etkisiyle rahatlık veren papatya çayı:

papatya çayı

Sakinleştirici etkisiyle rahatlık veren ve uykuya geçişi kolaylaştıran papatya çayı yüzyıllardır depresyon, kaygı ve uykusuzluk tedavisinde geleneksel olarak kullanılmaktadır. Papatya çayı merkezi sinir sistemine etki ederek depresyona bağlı ağrıların da azalmasına yardımcı olur ve serotonin, dopamin gibi depresyonla ilgili sinir taşıyıcıların düzenlenmesini sağlar. Uyku kalitesini arttırarak enerjiyi yükseltir.

Özellikle lavanta ile birlikte demleyip 1 bardak içilirse, kasların gevşemesine ve mideye yansıyan stresin giderilmesine fayda sağlamaktadır.

Papatya çayının hazırlanması oldukça kolaydır; 1 tatlı kaşığı papatya kaynar suya konularak 10 dk demlendirilip süzüldükten sonra içilir. Günlük 2-3 bardak içilebilir. Tesirini yitirmemesi için kaynatılmadan hazırlanır.

ÖNEMLİ: Bazı kişilerde alerjik reaksiyona neden olabilir. Kaşıntı, kusma, mide bulantısı gibi yan etkileri olabilir. Antidepresan, sakinleştirici, uyku ilaçları ve alkolle birlikte alınmamalıdır. Hamilelik döneminde içilmemelidir.

Depresyon tedavisinde en sık kullanılan ve en etkili bitki sarı kantaron:

sari-kantaron-cayi

Hafif dereceli depresyon tedavisinde en sık kullanılan ve en etkili bitki sarı kantarondur. Sakinleştirici ve ruh halini yükselten etkisi vardır. Ülser ve gastrit sorunu olan kişiler için sarı kantaron çayı oldukça faydalıdır. Faydasından yararlanmak için de günde bir su bardağı ölçüsünde sarı kantaron çayı içilmesi yeterli olacaktır. Gün boyu kendinizi dinç hissetmenize yol açar.
Ayrıca;

Vücuda kuvvet verdiği gibi kas gevşetici özelliği de vardır ve olası kramp sorunlarına iyi gelir.
Sarı kantaron çayının ateş düşürücü etkisi fazladır ve yüksek ateşi olan kişilerin iyileşmesinde fayda sağlar.
Menopoz döneminde görülen ateşlenme ve terleme sorunlarını giderir.
Nezle, grip ve soğuk algınlığının giderilmesinde sarı kantaron çayı etkilidir.
Zona hastalığın iyileşme sürecinde sarı kantaron çayı önemli etkilere sahiptir.
İdrar yolu iltihaplarının giderilmesinde faydalıdır ve böbrek hastalıklarına karşı kişileri korur.
Sarı kantaron çayını hazırlamak için gerekli olan malzemeler;

3 çay kaşığı kurutulmuş sarı kantaron ve 1,5 su bardağı sıcak su.

İlk olarak suyu kaynatalım. Kurutulmuş olan sarı kantaron bitkisinden bir çay fincanına 3 çay kaşığı ilave edelim ve üzerine kaynamış olan suyu ilave edip bardağı ağzını bir kapak ile kapatalım.
Bu şekilde yaklaşık 5-6 dakika kadar demlemeye bırakalım. Arzu ederseniz çayınızın içerisine bir dilim limon ilave edebilirsiniz.

ÖNEMLİ: Sarı kantaron çayı, doğum kontrol hapı, antidepresan, kalp ilaçları, kanser ilaçları ile birlikte kullanılmamalıdır.

Sakinleştirici etkisi olan kokusuyla, depresyonu alt eden bitki lavanta:

lavanta çayı

Lavanta çayının kokusu ve buharı depresyona, kaygıya ve uykusuzluğa iyi gelir. Lavanta kokusunun sakinleştirici bir etkisi vardır. Bu nedenle çayını içmekle birlikte evinize kurutulmuş lavanta alabilirsiniz.

Lavanta çayı tarih boyunca sinirleri yatıştırmak, uyku bozukluklarını tedavi etmek ve romatizma ağrılarını hafifletmek için tüketilmiştir. Ancak lavanta sadece çay formunda değil yapraklarından elde edilen yağ ile kas ağrılarını hafifletmek, akne tedavisi, saç köklerini güçlendirmek gibi farklı kullanım alanlarına sahiptir. Uyku getirmesi için yastığa bir kaç damla lavanta yağı damlatmak oldukça popüler bir uygulamadır.

Lavanta çayını hazırlamak için; 2 fincanlık su kaynatın ve 2 çay kaşığı kurutulmuş lavanta koyun. Demliğin kapağını kapatıp 5-10 dakika kadar demlenmesini bekledikten sonra içebilirsiniz. Zaman içinde damak tadınıza göre sizin için en uygun olan lavanta miktarını ve demleme süresini belirleyebilirsiniz. Tatlandırmak için bal ve birkaç damla limon kullanabilirsiniz.

ÖNEMLİ: Hamile ve emzirme dönemindeki kadınların lavanta çayı içmesi tavsiye edilmez. Lavanta kullanımının modern ilaçlarla etkileşimi konusunda henüz bir araştırma bulunmamasına karşın yatıştırıcı etkisi olduğu bilinen lavantanın anti depresan ilaçların etkisini arttıracağı yönünde görüşler bulunmaktadır. Depresyon tedavisinde kullanılan ve kaygı giderici ilaçlar olan lorazepam (Ativan), diazepam (Va**um) ve alprazolam (Xanax) ile birlikte kullanılması önerilmez.

Photos 17/10/2016

ÖKSÜRÜĞE NE İYİ GELİR?

Soğuk havalarda içinizi ısıtacak bir bardak bitki çayı, hem bağışıklığı güçlendiriyor hem de hastalıklardan koruyor. Üstelik bu bitki çaylarına eklenecek bir tutam tane karabiber de metabolizmayı hızlandırarak, kilo almayı önlüyor.

Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Dr. Dyt. Yonca Sevim, kış aylarında hem hastalıklardan koruyan hem de formda kalmaya yardımcı olan bitki çayları hakkında önerilerde bulundu.

Soğuk hava ve yanlış beslenme alışkanlıkları hasta ediyor
Havaların soğuması ve enfeksiyonların çoğalması, kış aylarında hastalıkların artmasına neden olmaktadır. Ancak özellikle kapalı alanlarda geçirilen uzun zamanlar, beslenme listelerinde ağırlık kazanan şekerli ve hazır içecekler de bağışıklığı zayıflatmakta ve buna bağlı olarak hastalıkları hızlandırmaktadır. Bunun yerine evde ya da iş yerinde hazırlanabilecek sağlıklı bitki çayları ile hastalıklardan korunmak ve sağlıklı kalmak mümkündür.

Ayva, kakule ve ıhlamur çiçekleri soğuk algınlığına birebir
Ayva, kış aylarının vazgeçilmez meyvelerinden biridir. Öksürüğün azalmasına ve boğazların yumuşamasına yardımcı olur. Çekirdekleri kıvam artırıcı olup, çaylara eklendiğinde sakinleştirici özelliğe sahiptir. Sindirimi de kolaylaştıran ayvanın ayrıca, kanserden koruma, kilo kaybı, sağlıklı bir cilt, alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve kan basıncının dengelenmesi gibi pek çok olumlu etkisi de vardır. Fakat fazla miktarda tüketilen ayva çekirdeğinin toksik etki yaratabileceği unutulmamalıdır.

Ayva çayı
Malzemeler: Ayva kabuğu, elma kabuğu, ıhlamur çiçekleri, 3 adet kakule, 3 adet ayva çekirdeği
Yapılışı: Tüm malzemeler kaynatılmış suda ağzı kapalı olarak 10-15 dk. demlenir. Çekirdekler sayesinde hafif pembe bir rengi olacaktır. Sabah, öğle ve gece yatmadan 40 dk. önce bir fincan alınmalıdır. Tatlı bir tat isteyenler içerisine 1 çay kaşığı çiçek balı ekleyebilir.

Enfeksiyonları ve ağrıları önlemek için portakal, zencefil ve karanfil
Portakal, yüksek C vitamini içerdiği için kışın baş tacı meyvelerindendir. Ancak kabuğunun ve içindeki beyaz maddenin de en az içi kadar önemli olduğunu bilinmelidir. Portakal kabuğunda bulunan esansiyel yağlar tümör oluşumu önler ve kanserden koruyucudur. Ayrıca portakal iç kabuğun beyaz maddesinde bulunan bir posa (pektin) bağırsak sağlığını olumlu etkiler, midede kıvam sağlayarak midenin boşalmasını geciktirir ve daha uzun süre tok kalınmasını sağlar.

Yaseminli portakal çayı
Malzemeler: Portakal, zencefil, karanfil, yasemin çiçeği
Yapılışı: Portakal kabukları, 3 halka dilim zencefil, 10 adet karanfil ve bir tutam yasemin çiçeği kaynatılmış suda ağzı kapalı olarak 10-15 dk. demlenir. Sabah, öğle ve gece yatmadan 40 dk. önce bir fincan içilir. Tatlı bir tat isteyenler içerisine 1 çay kaşığı çam balı ekleyebilir.

Kuşburnu
Yüksek oranda C vitamini içeriği sayesinde güçlü bir antioksidandır. Soğuk algınlığı, ateşli hastalıklar, mide-bağırsak hastalıkları ve zayıflamada da kullanılmaktadır.

Kuşburnu çayı
Malzemeler: Kuşburnu meyveleri, ekinezya kabuk tarçın
Yapılışı: Kuşburnu meyveleri ağzı kapalı bir çaydanlıkta suda kaynatılır. Ocaktan alındıktan sonra içine ekinezya ve kabuk tarçın eklenip, ağzı kapalı olarak 10-15 dk. demlenir. Sabah öğle ve gece yatmadan 40 dk. önce bir fincan alınmalıdır.

Bitki çaylarının tüketimi konusunda özellikle kronik hastalığı olan bireyler, hamileler ve alerjisi olan kişiler mutlaka doktora danışmalıdır.

Photos 12/10/2016

SAĞLIKLI BESLENME NASIL OLUR?

Karbonhidrat besin gruplarından bulgur, makarna ve pirince kıyasla çok daha zengin bir besin kaynağı. Uzmanlar, karbonhidrat kaynağı olarak makarna ve pirinç yerine daha sağlıklı olan vitamin kaynağı bulgurun seçilmesini öneriyorlar.

Bulgurdaki B grubu vitaminleri, folik asit ve lifin pirinç ve makarnadan yüksek olduğunu belirten Duru Bulgur Beslenme Uzmanı Seçil Kenar, beslenmede ve kilo kontrollerinde pirinç ve makarna yenilmesi yerine, bulgurun tüketilmesinin önemini vurguladı. Kenar, sağlıklı kilo vermek için özellikle diyet listelerine tok tutma özelliği doğal bulgurun eklenmesini de tavsiye etti.

Bulgur uzun süre tok tutuyor

Yüksek miktarda lif ve posa içeren bulgurun pirinç ve makarnaya göre uzun süre tok tutucu özelliğe sahip olduğunu hatırlatan Kenar, “100 gram bulgurda; 8.2 gram lif varken, pirinçte bu oran 3.0 gram makarnada ise 5.2 gramdır. Lifli gıdalar kolesterolü düşürücü etkisinin safra asitlerini bağlayarak, diyetteki toplam yağ ve kolesterol alımını düşürerek, daha uzun süre doygunluk hissi verir. Besin alımının azalmasına etki ettiğinden diyetlerde tokluk hissi veren bulgur mutlaka tüketilmesi gereken bir besindir” dedi.

Besinlerdeki glisemik indeks oranının önemi

Glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmek uzun dönemde diyabet, kalp hastalıkları ve kronik hastalıkların oluşma riskini azalttığını vurgulayan Kenar, şunları kaydetti: “Yediğimiz besinlerin kan şekerini yükseltme oranına glisemik indeks denir. Bulgurun glisemik indeksinin düşük olması sebebiyle, kana yavaş karıştığı için sıklıkla tüketilmesinde yarar vardır. Özellikle taş değirmende doğal üretilen, sadece kabuğu soyulduğu için doğallığından bir şey kaybetmeyen Başbaşı bulgur hem lezzeti hem de besin değeri ile doğru bir seçim olur. Hayatınız boyunca glisemik indeksi yüksek besinlerde kaçının. Yemeklerinizi hazırlarken et, sebze, kuru baklagil tarzı yemeklerinizin yanında glisemik indeksi yüksek pirinç, beyaz ekmek, patates gibi besinler yerine bulgur tüketmeye özen gösterin.”

Photos 21/09/2016

DEMİR EKSİKLİĞİ SAÇ DÖKÜYOR

Aşırı saç dökülmesi, sağlıksız görünüm ve saçlarda seyrelme gibi sonuçları ile kadınları psikolojik olarak etkiliyor.

Bakımlı ve sağlıklı bir dış görünüş için sağlıklı saçların önemli olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Figen Akın, “Kadınların yüzde 25’inde saç dökülmeleri demir eksikliğine bağlı olarak görülüyor. Özellikle adetleri uzun süren kadınlarda bu sorun artıyor” dedi.

Saç dökülmesi dönemsel olarak tüm kadınlarda görülse de bazı durumlarda etkisini arttırabiliyor. Kadınlarda psikolojik olarak strese sebep olan aşırı saç dökülmesi sorunu kronik hastalıklar, çevresel etkiler, genetik yatkınlık gibi nedenlerin yanı sıra demir eksikliği olan kadınlarda daha sık görülüyor. Kadınların yüzde 25’inde aşırı saç dökülmesinin demir eksikliğine bağlı görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, “Özellikle adetleri uzun süren veya fazla adet gören kadınlarda bu durum daha sıktır. Demir eksikliği geliştiğinde saçlar dökülme evresine girer” dedi.

Günde 100’den fazlaysa dikkat!
Günde 100 saç telinden fazla dökülme olmasının sorun teşkil edeceğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Figen Akın, yüksek ateş, bağışıklık sistemini etkileyen akut ve kronik hastalıklar, tiroid hastalıkları, çeşitli enfeksiyon hastalıkları, demir ve çinko eksikliği, H vitamini eksikliği, mevsim değişikliği ve beslenmede yetersiz protein alımı gibi durumların saç dökülmesine sebep olabildiğini belirtti. Dr. Akın, kaza veya büyük ameliyat geçirmek gibi fiziksel; ölüm, savaş gibi mental streslerin de dökülmeye sebep olabileceğini sözlerine ekledi.

Doğum sonrası saç dökülmesi artıyor
Tüm saç derisini kapsayan, aşırı dökülmelerde en önemli sebeplerden birinin hormonel değişiklikler olduğunu belirten Dr. Figen Akın, bu durumun en çok loğusalık döneminde karşılarına çıktığını söyledi. Dr. Figen Akın konu ile ilgili, “Genellikle doğumdan 2-4 ay sonra saçlarda dökülme başlar ve birkaç ay sonra kendi kendine sonlanır. Aynı şekilde doğum kontrol ilaçlarının başlanması veya ilaçların kesilmesi saçlarda dökülmeye neden olur. Tiroid bezinin az veya çok çalışması; over, adrenal veya hipofiz bezi kaynaklı tümörler de saç dökülmesini tetiklemektedir” dedi.

Perma saçın düşmanı
Saç boyaları başta olmak üzere saça uygulanan bazı kimyasalların da saçları yıprattığını belirten Dr. Figen Akın, “Fönler, perma işlemleri, renk açıcılar saçın yapısına hasar verir. Boya işlemi sırasında uygulanan renk açıcılar saça rengini veren melanini okside eder. Aynı zamanda saçı yapısal olarak zayıflatır. Perma denilen işlemde saça uygulanan solüsyon ise saçın yapısında bulunan disülfid bağlarında kırılma veya azalmaya neden olur, bu da beraberinde saç tellerinin dökülmesini getirir” dedi.

Çok yıkamak iyi gelmiyor
Saçlarda meydana gelen mekanik hasarların dış faktörlere bağlı olduğunu ve bu dış faktörlerden bir tanesinin de su olduğunu söyleyen Dr. Figen Akın, “Saçların haftada en fazla 2 veya 3 kez yıkanması gerekir. Saçlar ılık su ile yıkanmalı ve kullanılan şampuan miktarı fazla olmamalıdır. Fazla kullanılan şampuan saçtan kolay arındırılmaz ve saçta kepeklenmeye neden olur. Ayrıca yıkama sırasında saç derisini sertçe ovalamak saçlı deride hasara neden olabilmektedir. Kırılganlığı azaltmak için ise saça onarıcı kremler uygulanmalıdır. Saça uygulanan onarıcı kremler saçların daha dolgun ve düz görünmesini sağlamaktadır” dedi.

Photos 05/09/2016

DNA DİYETİ İLE ZAYIFLAYIN!

Türkiye’de sınırlı sayıda diyetisyenin sahip olduğu Gentest eğitimi ile DNA’ya göre diyet planlaması oluşturabilen, eğitiminin bir bölümünü Oxford Brookes’ta tamamlamış Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber ‘’DNA Diyeti’’ hangi hastalıklardan korunmaya yardımcı olur, en uygun egzersiz tipini belirler mi, diyeti nasıl yapılır, bu diyetin modası geçer mi ? gibi soruların yanıtlarını veriyor.

Her sene yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve birçok mucize olduğu söylenen besin gündeme geliyor. Peki bu beslenme akımlarından hangisi size uygun ve bahsi geçen mucize besinler sizin için gerçekten mucize mi? Sağlıklı beslenmenin ana kurallarına genetiğiniz ne diyor? DNA’larınız beslenme tarzınızı seviyor mu? Yoksa aslında sizden istediği farklı bir beslenme tarzı ve farklı besin seçenekleri mi? Uzun ve kaliteli yaşamın sırrı DNA diyetinde ve müjde genleriniz doğumdan ölüme aynı yapıda kaldığından ötürü DNA diyeti aslında ömür boyu kuralları ve gerçekleri değişmeyen bir beslenme tarzı.



Mavi gözlü, esmer veya kıvırcık saçlı olmanızı sağlayan anne ve babanızdan aldığınız genler. Bunlar genlerimizin bizi birbirimizden ne kadar özel ve farklı kıldığının gözle görülen ispatları. Bir de görünmeyen birçok farklılığımız var. Enzimlerimiz, toksinlere karşı vücudumuzun verdiği cevaplar gibi.



Örneğin hepimiz kafeini veya alkolü vücudumuzda aynı şekilde kullanamıyor veya yok edemiyoruz. Yine vücudumuzu yaşlanmaya karşı koruyan enzimlerimiz başkasına göre yavaş veya hızlı çalışıyor olabiliyor. Kimimiz vücudunda yağları daha hızlı bir şekilde metabolize edebiliyor (kullanıyor) kimimize ise fazla yağ tüketimi kalp hastalıkları olarak dönebiliyor. Detokstan sorumlu olan enzimlerin üretim hızı vücudumuzu toksinlerden ne hızda temizleyebildiğimizi belirliyor, inflamasyon (iltihap) oluşumundan sorumlu maddeler ise şeker, yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklara yakalanma riskimizi ortaya koyuyor. İşte tüm bunlarda söz sahibi olan ve bu olayların içimizde nasıl gerçekleşeceğine kadar veren şey genlerimiz.



DNA DİYETİ HASTALIK EŞİĞİNİ ATLAMANIZI SAĞLAR!

Günümüzün vebası olarak kabul edilen kompleks kronik hastalıklar olan şeker, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, kanser gibi hastalıkların oluşmasına genetik ve çevresel faktörler aynı anda söz sahibidir.

Genetik yatkınlıklarınıza göre çevresel faktörleri yönetmeniz bu hastalıklardan korunmak ve kaliteli bir yaşam için en kestirme ve güvenilir yoldur. Çevresel faktörlerin başında da sağlıklı beslenme yer alır.



DNA DİYETİ SİZE EN UYGUN EGZERSİZ TİPİNİ DE BELİRLER!

Sağlıklı yaşamın sağlıklı beslenmeden sonraki en önemli parçası düzenli egzersizdir. Bu konuda birçok öneri yapılıyor olsa da aslında kişiye en uygun egzersizin ne olduğunu belirleyen faktör yine genleridir. Genlerinizin dili sizin için en özel ve yararlı egzersiz sıklığı, yoğunluğu ve süresini söyler.



DNA DİYETİ NASIL YAPILIR?

Yanak içi dokunuzdan alınan epitel hücre örneğinden elde edilecek genlerden DNA örneğiniz elde edilir. Bu DNA örneğinin sonuçlarına göre; genlerinizin ne kadar şekere, yağa, kafeine, alkole, karbonhidrata, glisemik yüke ve egzersize evet dediği ortaya çıkar. Sonuçlara göre gerçekten size özel ve ömür boyu güvenle uygulayacağınız beslenme programı ve sağlıklı yaşam önerileri hazırlanır.



DNA DİYETİNİN MODASI GEÇER Mİ?

Özellikle beslenme ve diyet konusunda bilgi kirliliğinin tepe noktasına ulaştığı şu günlerde ortaya atılan her görüşün modasının bir süre sonra geçeceği düşünülüyor. Aslında bu bir bakıma da doğrudur. Çünkü bilimsel araştırmalar ilerledikçe daha ileri sağlıklı yaşam önerileri elde edilecektir. Ancak DNA diyeti bu bilgilerden daha ayrı bir gruptadır. Çünkü toplumsal araştırmalardan elde edilen bilgilerden öte sizin bedeninizin söyledikleri ile yola çıkılır. DNA yapınız bir ömür boyu aynı kalacağından ötürü de aslında size özel oluşturulan önerilerin temel taşlarının değişmesi mümkün değildir.



HÜCRELERİNİZİ DİNLEYİN!

Sağlıklı bir yaşam için genetik yatkınlıklarınızı bilerek sadece size özel bir yaşam tarzı ve beslenme önerileri için vücudunuzun yapıtaşı olan hücrelerinizden gelen sesi dinleyin.



Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber Hakkında:

Eskişehir’de doğdu. 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nü kazanan ŞEBER, Avrupa Birliği bursu ile eğitiminin bir bölümünü A derece ile Oxford Brookes Üniversitesi’nde tamamlamış olup, 2007 yılında okul dördüncülüğü ile mezun olmuştur. Beslenme davranışlarının psikoloji ile bir bütün olduğuna inanan ve motivasyonun diyet konusunda en önemli faktör olduğunu düşünen ŞEBER; 2009 yılında Uluslararası Yaşam ve Kurumsal Koçluk eğitimi aldı ve mesleğine yeni bir boyut kattı. Bu güne kadar yaşam koçluğu eğitici eğitimi, geştalt uygulamaları eğitimi ve kişilik tipleri ve patolojileri gibi psikoloji ile ilgili birçok eğitim tamamlamıştır. İki sene boyunca Alman Hastanesi beslenme ve diyet bölüm koordinatörü olarak çalışan ŞEBER; bu güne kadar Türkiye Futbol Federasyonu, Ülker, Axa Genel Müdürlük, Philips Genel Müdürlük, Sodexo Genel Müdürlük, AÇEV, Arbella ,Fresenius Kabii gibi birçok büyük firmaya danışmanlık hizmeti vermiştir. 2010 senesinden bu yana “Hafif Yaşam Özgürlüktür” sloganı ile kendi ofisinde hizmet vermeye devam etmektedir.

Photos 03/09/2016

KANSER ŞEKERİ SEVER

Kanseri besleyen şekere dikkat çeken Medicana Hastaneler Grubu Onkoloji Koordinatörü Doç. Dr Mutlu Demiray, “Günümüzde şeker tüketimi çok artmış durumda. Yiyip içtiğimiz hemen her şeyin içine şeker ve şekere benzeyen kimyasallar var. Kullandığımız et suyu, hazır çorbalar, paketlenmiş yüzlerce gıda biz fark etmeden bedenimize şeker yüklüyor” diyor

Fazla şeker kullanımının hormonal, metabolik, hücresel pek çok zararlı etkisi söz konusu. En önemlisi de şeker tüketiminin kanserle olan ilişkisi…Bilim adamları kanser hücrelerinin en sevdiği yiyecek olan şekere karşı herkesi uyarıyor. Fazla şeker kullanımının kanserin beslenmesine izin vermek olduğunun altını çizen Medicana Hastaneler Grubu Onkoloji Koordinatörü Doç.Dr Mutlu Demiray, şeker yerine tatlandırıcı kullanmanın da yanlış olduğunu vurguluyor.

DÜNYADA ŞEKER KULLANIMINI AZALTMAK İÇİN DÜZENLEME YAPILIYOR

Dünyada birçok ülkede kanseri besleyen yönü nedeniyle şeker tüketiminin azaltılmasına yönelik düzenlemeler, yaptırımlar uygulanıyor. Son olarak geçtiğimiz günlerde İngiltere’de bu yönde bir düzenleme yapıldı. Buna göre şirketlere, içeceklere kullandıkları şeker miktarına göre fazladan vergi u koyulacak. Nisan 2018’de yürürlüğe girecek olan vergiyle yılda 520 milyon sterlin toplanması bekleniyor. Türkiye’de de içeceklerde kullanılan şeker oranlarına yönelik benzer bir düzenlemenin yapılmasını doğru bulan Demiray, “Vücudun şekere ihtiyacı var, şeker enerji kaynağıdır ve onsuz yaşamamız mümkün değil. Ancak fazlası çok zararlı” diyor.

Kanser hücreleri sadece şekerle besleniyor ve şekeri de normal hücrelerin yaklaşık 200 katı fazla kullanıyor.

Öte yandan açlık kan şekerinin yüksekliği ile kanser oranları arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalar da var. M.D. Anderson Kanser Merkezi’ndeki çalışmalarda; sigara kullanmayan, glisemik indeksi yüksek gıdalarla beslenen kişilerde kanser görülme oranının yüzde 49 daha yüksek riske sahip olduğunun saptandığını belirten Demiray, “Özellikle akciğer kanserinin squamöz hücreli alt grubunda bu bulgular daha belirgin. Çalışmada saptanan diğer önemli bir nokta da tüketilen toplam şekerin değil, işlenmiş olup kana hızlı geçen şekerin kanser riskini arttırması. Bu noktada ‘glisemik indeksi yüksek demek’ hızlıca kana geçerek kan şekerini yükselten ve ani olarak insülin salgısını da arttıran şeker anlamına geliyor” diye anlatıyor.

GUNDE NE KADAR TÜKETİLMELİ?

Uzmanlar, günlük alınması gereken en yüksek miktarda şekerin erkekler için 9 çay kaşığı, kadınlar içinse 6 çay kaşığı olduğunu belirtiyor. Bu miktarlar kalori cinsinden hesaplandığında erkekler için 150 kalori, kadınlar için de 100 kaloriye denk geliyor. Birçok insan ise günlük bu oranı kolaylıkla ikiye katlayabiliyor. Şeker alımını azaltmak için içeceklerden

Konserve gıdalara,salata soslarından ekmeklere kadar birçok gıdanın içinde bulunan şeker oranlarına bakmak gerektiğine vurgu yapan Demiray,“Artık bu konuda bilinçli hareket etmek gerek. Ürünlerin etiketlerindeki fruktoz, laktoz, sükroz, maltoz, glükoz ya da dekstroz gibi maddelerin oranına dikkat edilmesi gerekiyor” diye ekliyor

Want your business to be the top-listed Beauty Salon in Istanbul?
Click here to claim your Sponsored Listing.

Category

Website

Address


Istanbul