Sanal Haber Merkezi
Sağlıkla ilgili doğru ve kesin bilgiler
20/10/2017
Karın ağrısı iyi gelen bitkisel öneriler
Bir tutam kuru veya yaş nane bir adet bütün limon, parçalara ayrılıp kaynatılarak suyu içilir.
Portakal kabuğu Rezene, aynı miktarda karıştırılıp kaynatılarak suyu içilir.
100 gr. çörek otu 1 kg. bala karıştırılıp aç karnına 1 yemek kaşığı ağrı olduğu zaman yenir.
Papatya, biberiye, lavanta, mentollü nane, fesleğen, mürver çiçeği, yarpuz çiçeği, ayrı ayrı veya bir kısmı karıştırılıp çay gibi içilir.
Biberiye yağı, kekik yağı, küçük çocukların göbeğine veya ayakaltına sürülür. Büyüklere 1 fincan suya 10 damla damlatılıp içilir.
Bir miktar tatlı badem içi havanda dövülmek suretiyle ezilip süt ile karıştırılarak içilir. Özellikle bebeklerin karın ağrısı için faydalı olur.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı nane ve küçük bir parça limon kabuğu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı acı pelin katılıp soğuduktan sonra ağalı durumlarda yudum yudum aç karnına kullanılır.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı tarçın katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Bir su bardağı soğuk suyun içine bir çay kaşığı benekli yılanyastığı katılıp sekiz saat beklendikten sonra, süzülerek, her Öğünden önce ve sonra birer yudum olmak üzere günde altı yudum ve her seferinde bardak, sıcak suyun içinde ısıtılarak içilir.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı anason katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı san şebboy katılıp soğuduktan sonra ağrılı durumlarda günde üç çay kaşığı aralıklarla birer çay kaşığı olarak kullanılır. Daha büyük dolarlarda kullanılması bitkinin zehirli olmasından ötürü sakıncalıdır.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı şahtere katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı raziyane katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Bir litre suyun içine bir adet orta irilikte çam kozalağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Bir litre üzüm sirkesinin içine, havanda iyice dövülmüş olan 3/4 anason katılıp kaynatılmasının ardından, süzülerek elde edilen anason posası alınıp üzerine yârim kahve fincanı yakılmış ve dövülmüş bir çorba kaşığı şap ilave ettikten sonra, iyice karıştırılarak temiz bir tülbent ’in arasına konulup karın bölgesinin üzerine bağlanır.
Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı çörek otu ile bir tatlı kaşığı süzme bal karıştırılıp macun haline getirildikten sonra yenilir.
Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı papatya katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
Havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı tarhun tohumu ile bir tatlı kaşığı süzme bal karıştırılıp macun haline getirildikten sonra yenilir.
Bir adet iri baş soğan çırpıcı yardımıyla sıkıldıktan sonra elde edilen suyu bir kahve fincanı suyun içine bir çay kaşığı katılarak içilir.
Karnın üzerine iki kat havlu koyulup üzerinde kızgın ütü gezdirilir.
Bal ve tarçın mide ağrısına ve mide ülserine karşı oldukça yararlıdır.
Nane, sakinleştirici etkisi ile mide ağrılarına iyi gelir.
Papatya çayı da mide ağrısını kesmeye yardımcı olur.
Şunu da belirteyim her hastalıkta olduğu gibi ilk öncelik doktorunuza danışmak olmalıdır. Karın ağrısına ne iyi gelir yazısındaki bilgiler, basit karın ağrısı çeken kişiler için bitkisel tavsiyelerdir. Ağrılarınız şiddetliyse lütfen ilk doktorunuza sorun ve doktor tavsiyesi olmayan bir ilacı kullanmayın lütfen. Sağlıcakla kalın.
05/06/2017
NÖROPATİK AĞRI NEDİR?
Kronik hale gelen, yanma, batma, karıncalanma şeklinde kendinin gösteren bu ağrılarda basit ağrı kesiciler fayda sağlamıyor.
Kanser, diyabet, enfeksiyon, nörolojik hastalıklar ya da sinir sıkışmaları ile ortaya çıkan, tedavi sonrasında geçmeyerek kronik hale gelen, yanma, batma, karıncalama şeklinde kendine gösteren ağrının, basit ağrı kesicilerle tedavi şansı bulunmuyor.
'Nöropatik ağrı' olarak isimlendirilen bu tür ağrıların doğru tanı alması ve tedavi edilebilmesi için mutlaka hekime iyi tarif edilmesi gerekiyor. Tedavi edilmediğinde, kişinin yaşam kalitesini bozan ve iş gücü kaybına yol açan nöropatik ağrının, hastaların yüzde 40`ında depresyona yol açabildiği uyarısında bulunuluyor.
Türkiye Romatizma Araştırma ve Savaş Derneği (TRASD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan, sinir sistemindeki sinirlerin hastalanması ya da hasar görmesinde ortaya çıkan ve mevcut hastalık tedavi edildikten sonra geçmeyerek kronikleşen ağrının ilk defa 1994 yılında 'nöropatik ağrı' olarak tanımlandığını söyledi.
Çevresel veya merkezi sinir sistemindeki sinirlerin hasar görmesi sonucu ortaya çıkan nöropatik ağrının süreğen olduğuna dikkati çeken Tan, ağrının batıcı, yakıcı, delici, saplanıcı, yakıcı, karıncalanma ve elektrik çarpması gibi his yarattığını bildirdi. Tan, ' Örneğin, bel fıtığı olan hastada bacağına yayılan ağrının, tedavi sonrasında da yanma, batma şeklinde devam etmesi nöropatik ağrının göstergesidir. Mevcut hastalık tedavi edildiğinde, ağrıya neden olan uyarı ortadan kalkmaktadır ama sinir sistemi kendiliğinden beyin ya da omurilikten birtakım ağrılar üretmekte ve nöropatik ağrıya yol açmaktadır.' diye konuştu.
Ağrının şiddetinin kişiden kişiye göre değişiklik gösterebildiğini ifade eden Tan, 'Bazı hastalar, vücutlarına sürülen pamukla bile çok şiddetli ağrı hissedebiliyor. Hastaların bir kısmı ağrı nedeniyle çalışamaz, yürüyemez, uyuyamaz hatta giysilerin yarattığı yanma hissiyle giyinemez hale gelebiliyor'dedi.
'HER 100 ŞEKER HASTASINDAN 15`İ NÖROPATİK AĞRI ÇEKİYOR'
Nöropatik ağrıya birçok şeyin neden olabildiğini anlatan Tan`ın verdiği bilgiye göre, bu ağrı alkolizm, kanser, bazı nörolojik hastalıklar, damar hastalıkları, sinir sıkışması, bazı enfeksiyon hastalıkları (zona gibi), böbrek yetmezliği ve şeker hastalığında sıkça görülüyor. Özellikle diyabetlilerin yüzde 51`inde sinir hasarı oluşuyor ve her 100 şeker hastasından 15`i nöropatik ağrı çekiyor.
Nöropatik ağrı, bunların dışında kafa travması geçirenlerde, trafik kazası sonrasında omurilik kesisi olan ve belden aşağısı felçli kişilerde, inme geçirenlerde ya da kolu bacağı kesilen kişilerde kesik bölgede ağrı hissi şeklinde olabiliyor. Bu tip şikayetleri olan kişilerin mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon, nöroloji, nöroşirürji, onkoloji, romatoloji ve algoloji uzmanlarına başvurmaları gerekiyor.
'BASİT AĞRI KESİCİLERİN FAYDASI YOK'
Basit ağrı kesicilerin veya antiinflamatuvar ilaçların nöropatik ağrıya bir etkisinin olmadığını vurgulayan Tan`ın verdiği bilgiye göre, ``nöropatik ağrısı olan bir hastaya, basit bir ağrı kesici verildiğinde, boşu boşuna hastaya ilaç yüklemesi yapılmış oluyor. Bu da hastaya hem maddi zarar veriyor hem de ilaca bağlı yan etkilerin görülme riskini doğruyor. Nöropatik ağrı tedavisinin temelini ağız yolundan alınan ilaçlar oluşturuyor. Tedavide birçok analjezik ilaç ağrıları dindirmekte yetersiz kalıyor.
Basit ağrı kesicilerin kullanımı fayda sağlamazken bunların yerine bazı sara ilaçlarından ve antidepresanlardan başarılı sonuçlar elde ediliyor.
Vücuttaki ağrı hissi hastalığa göre değişiyor. Şeker hastalarında el ve ayaklarda, bel-boyun fıtığında kol veya bacaklarda, iltihapsız yumuşak doku romatizmasında sırt ve boyunda görülebiliyor. Doğru tedavi ve tanı için hastanın mutlaka ağrısını iyi ifade etmesi ve hastanın iyi muayenesi gerekiyor.
'NÖROPATİK AĞRISI OLANLAR AYDA 5.5 GÜN ÇALIŞAMIYOR'
Prof. Dr. Ayşen Akıncı Tan, tanı ve tedaviye geç kalındığında ağrının şiddetine bağlı olarak kişinin yaşam kalitesinin önemli ölçüde düştüğüne, özellikle geceleri artan ağrıların uyku bozukluğuna, sosyal yaşamın aksamasına, depresyon ve gerginliğe yol açtığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
'Bu durum, hastalarda iş gücü kaybına neden oluyor. ABD`de yapılan bir araştırmaya göre nöropatik ağrısı olanların ayda 5.5 gün çalışamadıkları saptanmış. Nöropatik ağrının yarattığı fiziksel, psikolojik, duygusal ve sosyal etkiler nedeniyle hastaların yüzde 40`ı depresyona girebiliyor. Tüm bunlar da hastada mutsuzluk, iş gücü kaybı, stres ve sinir yapabiliyor.'
13/03/2017
Alerjiniz var mı?
Sizin alerjiniz hangisi? Solunum yolu mu, gıda mı, ilaç mı yoksa deri mi? Alerji testleri ne zaman ve nasıl yapılmalı?
21. Yüzyılın hastalığı olan alerjinin önemine değinen Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, erken teşhis ve tedavi sürecinin hastalık açısından değerlendirilmesi için alerji testlerinin nasıl ve ne zaman yapılması gerektiğini anlatıyor.
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; alerjinin varlığını ortaya koyan bu testlerin en önemli sebebinin mevcut hastalığın alerjik nedenini belirlemede büyük rol oynaması olduğunun altını çiziyor. Alerji testlerinin, solunum yolu hastalıklarından alerjik nezle ve astım, deri alerjilerinden ürtiker ve anjioödemi, egzamada kontakt dermatit ve atopik dermatit, ilaç alerjisi ve gıda alerjisi kaynaklı hastalıkların bütünsel tedavisi için çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, deri ve kandan alınan örneklerle yapılan testlerin çocuklara her yaşta alerji testi olarak uygulanabileceğini, ancak yönteme mutlaka hastalığın öyküsünü bilen bir alerji uzmanı tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtiyor.
“3 Defadan Fazla Nükseden Bronşit Mutlaka Araştırılmalı”
Kronik öksürük için alerjik araştırma yapılmasına hangi durumlarda nasıl karar verilmesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, özellikle çocuklarda sabaha karşı nöbet şeklinde gelen ve zaman zaman kusmaya götüren öksürüklerin alerjik açıdan ele alınması gerektiğinin altını çiziyor. Nuhoğlu, benzer şekilde soğuk algınlığı bulguları olmaksızın egzersiz, gülme veya ağlama sonucu gelen öksürüklerin de alerji testiyle kontrol edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bronşit hastalarına özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu bronşit ataklarının yaşam süresince 3 veya daha fazla gelişmesi durumunda alerji araştırması yapılmasını oldukça elzem buluyor. Bu hastalıklarda hırıltı, hışıltı ataklarının dikkatle incelenmesi gerektiğini belirten Nuhoğlu, özellikle küçük çocuklarda sık soluma ve göğüste inip kalkma şeklinde gözlenebilen nefes darlığının da takip edilmesi gerektiğini söylüyor.
Her Yaşta Yapılabilir
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerji testlerinin her yaşta yapılabildiğini söylerken, altın standard kabul edilen alerji deri testi ve gıda alerji taramalarında elde edilen negatif sonucun ancak 3 yaşın üstünde anlamlı olduğunu belirtiyor. Negatif sonuç alınması durumunda ileriki yaşlarda testin mutlaka tekrarlanması gerektiğini belirten Nuhoğlu, 3 yaş altı çocuklarda testin pozitif çıkmasının ise alerji varlığını ortaya koyduğunu söylüyor.
Alerji testlerinin 3 yaş altı çocuklar için genellikle kandan yapıldığını belirten Nuhoğlu, kullanılan ilaçların alerji testlerine etkisine de değiniyor. Özellikle ağızdan alınan alerji ilaçlarının, alerji deri testi sonucunu değiştirebildiğini ve bu ilaçların kesilemediği durumlarda test güvenilirliğini artırmak için tüm yaş gruplarında kandan araştırmaya gidilmesi gerektiğini vurguluyor.
23/01/2017
KANSER RİSKİNİ AZALTMANIN YOLLARI
Günlük yaşantımızda alacağımız önlemler ve yapacağımız basit şeylerle çağın hastalığı kanserden korunmak ve riski azaltmak mümkün.
Anadolu Sağlık Merkezi Hematolojik Onkoloji / Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, daha kaliteli bir yaşam sürmeniz için yapmanız gerekenleri şu şekilde sıralıyor…
1- Sigara ve diğer tütün ürünlerini kullanmayın: Sigara ve diğer tütün ürünleri, tüm kanser ölümlerinin yüzde 30’undan sorumludur. Sigara kullananlarda akciğer kanseri gelişme oranı, kullanmayanlara göre 20 kat fazladır. Akciğer kanserlerinden ölümlerin yaklaşık yüzde 90’ı sigara ilişkilidir. Ağız içi, baş boyun bölgesi, ses telleri, idrar kesesi ve yolları kanserleri ile pankreas kanseri de tütün kullanımıyla doğrudan ilişkilidir. Sigara kullananlarda meme kanseri riski de yükselir.
2- Alkolü ölçülü tüketin: Alkol doğrudan bir kanserojen olmamakla birlikte, aynı zamanda tütün ürünleri kullananlarda üst solunum yolları, ağız ve yemek borusu kanserlerine neden olabilir. Özellikle alkol derecesi yüksek sert içkiler, tütündeki kanserojenlerle birleştikleri zaman doku bozulması daha hızlı gelişir. Primer karaciğer kanseri, alkolik siroz zemininde de gelişebilir. Bırakamıyorsanız, az miktarda ve düşük alkollü bira ve şarap gibi içecekleri tercih edin.
3- Kilo almayın, hayvansal proteinleri, tütsülenmiş ve konserve yiyecekleri tüketmeyin: Kilo almayın. İdeal kilonuzu korumaya çalışın. Yağlı ve yüksek kalorili gıdalardan uzak durun. Hayvansal proteinleri ve özellikle kırmızı eti az tüketin. Tuzda uzun süre bekletilerek pişirilmiş, tütsülenmiş et ürünlerini ve yüksek ısıdaki ateşte barbekü yapılarak kömürleştirilen ürünleri, nitrit koruyucu ilave edilmiş konserveleri kullanmayın. Yağ ve yüksek kalori ile hayvansal proteinler; meme, kolon, uterus ve kolon kanseri riskini artırır. Yüksek lifli gıdalar, sebze, meyve ve tahıllar ise kanser riskini azaltır. Lahana, karnabahar ve brokolide, allium bileşikleri içeren soğan ve sarımsakta yoğun olarak anti-kanserojen etki vardır. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı ve koyu kırmızı renkteki meyvelerde, yeşil ve siyah çayda kuvvetli anti-kanserojen maddeler yer alır. Günlük 300 mg salisilik asitin kolon kanseri riskini azalttığı bilinmektedir.
4- Güneşten ve radyasyondan korunun: Solar ultraviyole radyasyon; malign melanom, yassı hücreli kanser ve bazal hücreli kanser gibi deri kanserlerinin riskini arttırır. Kanserojenik etki deri hücrelerinin DNA’sına direk hasar verir. Ultraviyole ışınları gen mutasyonlarına yol açarak da kansere neden olur. Tanı ve tedavi amaçlı iyonize radyasyona maruz kalan çocuklarda lösemi riski, normal popülasyona göre daha fazladır. Günümüzde bilgisayarlı tomografilerde yeni teknolojiler kullanarak çekim süresi kısaltılmış ve radyasyona maruziyet 5-10 kat azaltılmıştır. Yine de gereksiz ve çok sık çekimlerden kaçının. Magnetik Rezonans(MR) ile ise gösterilmiş bir risk yoktur.
5- Yaşadığınız çevreyi iyi seçin ve denetleyin: Yaşadığınız çevrede, toprakta ve binada asbestoz olmamasına dikkat edin. Bazı coğrafi bölgelerde topraktaki asbest nedeni ile akciğer, akciğer zarı ve karın zarında mesetelioma kanseri görülmektedir. Eski binalarda yalıtım amaçlı kullanılan asbest bir tehlike olarak varlığını sürdürmekte, binaların re-konstrüksiyonu sırasında asbeste maruziyet büyümektedir.
6- Biyolojik kanserojenlerden korunmak için aşı yaptırın: Hepatit B virüsü kronik karaciğer hastalığına ve karaciğer kanserine neden olabilir. B hepatit aşısı olarak, karaciğer kanserinden tamamıyla kurtulmak mümkün. Rahim ağzı kanseri HPV adlı bir virüs tarafından oluşturulur. Cinsel yaşamın başladığı yıllardan başlayarak erken yaşta aşılanmakla bu kansere karşı da korunmuş olunur. Midede yaşayan bir bakteri olan helicobacter pilori (HP), kronik gastrite ve mide lenfomasına neden olabilir. HP gastriti saptandığında uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.
7- Hareket edin, kilo verin: Obezite ve menopoz sonrası şişmanlama meme kanseri için ciddi bir risk faktörüdür. Düzenli egzersizler ve yürüyüş, hafif spor gibi fiziksel aktiviteler meme ve kolon kanseri riskini azaltır. ABD’de ilk adet yaşının giderek çok erken yaşlara kayması ve menopoz yaşının daha ileri yaşlara kalması sonucu meme kanseri vakası artmaktadır. Bu nedenle çocuklara egsersiz programları verilerek ilk adet yaşının geciktirilmesini hedefleyen ulusal programlar uygulanmaktadır.
8- Günde en az 8 saat uyuyun: Bağışıklık hormonları uykuda artar. İmmün hücreler dinlenir. Kesintisiz derin bir uyku, düzenli beslenme, stresten uzak huzurlu bir aile yaşamı, iş ortamı dışında eğlenceli hobiler edinmek ve iyi bir dost çevresi, düzenli fiziksel aktivite ile desteklenirse kanserden korunmak için optimal ortam sağlanmış olur.
9- Erken tanıyı ciddiye alın: Yılda en az bir kez check-up yaptırın. Doktora gitmek için mutlaka hastalanmayı ve hastalığın belirtilerini beklemeyin. Unutmayın ki hastalığa ait belirtiler başladığında ve sizi doktora başvurmaya zorladığında, birçok kanser için çok geç olmaktadır. Rahim ağzı kanseri için her yıl pap smear, meme kanseri için 40 yaş ile 50 yaş arasında 2 yılda bir daha sonra yılda bir yapılacak mammografi taramaları, 50 yaş üstü kolonoskopi ve gaitada gizli kan analizleri, sigara içenlerde akciğer bilgisayarlı tomografi taramaları ile kanserleri tedavi edilebilir erken evrelerde yakalamak mümkün olabilir.
03/01/2017
SES SAĞLIĞI İÇİN NE YAPILMALI?
Kişinin iletişim kurmasında ve kendini ifade etmesinde önemli bir yeri olan ses sağlığının korunması için uzmanlar önemli tavsiyelerde bulunuyor: Sigara ve alkolden uzak durun, bol su tüketin ve bağırmayın!
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kürşat Yelken, kişinin ses kalitesinin, perdesinin ve şiddetinin benzer yaş, cinsiyet, kültürel geçmiş ve coğrafik yerleşimdeki bireylere göre farklılaşmaya başladığı durumlarda ses bozukluğunun ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi:
"Ses üretim mekanizmasını etkileyecek, ses bozukluğuna neden olacak etmenler çok çeşitlidir. Yüksek sesle konuşmak, bağırmak, sık sık boğaz temizlemek gibi ses suistimalli konuşma alışkanlıkları, gırtlağın alınması, tiroid ameliyatı, kalp ameliyatı gibi tıbbi sebepler, solunum problemleri, hormonal sorunlar, mide sorunları, alerji gibi kronik hastalıklar), alkol, sigara tüketimi gibi alışkanlıklar ya da nörolojik bozukluklar ses bozukluklarının en önemli nedenleridir.
Ses bozukluklarının tedavisi/terapisi mümkün müdür?
Ses bozukluğu yaşandığında öncelikle hekim muayenesi gerekmektedir. Hekim, sizlere tanıda yardımcı olacaktır ve tıbbi tedavi gerektiğinde uygulayacaktır ya da ses terapisi gerektiğinde sizi bir dil ve konuşma terapistine yönlendirecektir. Çünkü bazı ses hastalıklarının önlenmesi, düzelmesi ve yeniden oluşmaması için ses terapi tekniklerini, dil ve konuşma terapistleri uygulamaktadır.
Ses terapisi nedir?
Hastalara ses sistemlerini kullanarak mümkün olan en iyi sesi nasıl üreteceklerini, zarardan ya da hastalıktan nasıl geri döneceklerini ve nasıl korunacaklarını öğretmeyi amaçlayan ve ses üretim fizyolojisinin dengesini teşvik eden, nefes koordinasyonuna yardım eden, ses üretimi ve ses tellerinin sağlığı için gerekli uygun perde, yükseklik ve ses kalitesini sağlamaya yönelik egzersizleri içeren bir programdır. Sese zarar verecek çevresel etkilerin ve davranışların azaltılması ya da yok edilmesi ile birlikte sesin sağlıklı kalması için gerekli kullanım ve bakımın sağlanması için rehabilitasyon programının bir parçası olarak koruyucu bir yaklaşımdır. Hastalığa ve semptomlarına göre, uygulanan terapi teknikleri değişmektedir.
Sesinizin sağlığı için neler yapabilirsiniz?
• Gün içerisinde 8 – 10 bardak su tüketin. Yeterince su tüketmediğimizde her organımız gibi ses tellerimiz de ihtiyacı olan nemi karşılayamaz. Ses telleri kuru olduğu zaman boğazdaki salgılar kalınlaşır, bu durumda boğaz temizleme ya da öksürme ihtiyacı yaratır. Sabah uyandığınız zaman bir bardak, öğünler sırasında birer bardak, aralarda birer bardak, yatmadan önce bir bardak su içebilirsiniz.
• Boğaz temizlemekten ve öksürmekten kaçının. Boğaz temizlemek ve öksürmek ses tellerine zarar verebilir. Bunun yerine kuvvetlice yutkunabilir ya da ufak miktarlarda sıvı alabilirsiniz. Boğaz temizleme ve öksürük altta yatan başka bir sebepten (reflü gibi) kaynaklanabilir.
• Gece uykunuzu tam alın. Uykusuzluk ve yorgunluk ses kalitenizi olumsuz etkileyecektir.
• Mentollü/ naneli şeker, sakız vb. tüketiminden kaçının. Bu tip tüketim maddeleri boğazınızın dolayısıyla ses tellerinizin kurumasına yol açar. Bu tüketim maddeleri yerine sıvı tüketebilir ya da boğaz pastili alabilirsiniz.
• Uzun cümleler kurarak konuşmayın. Kısa cümleler ile konuşmak, nefes desteğini doğru kullanmanızı ve daha rahat konuşmanızı sağlar.
• Yüksek ses ile konuşmaktan kaçının. Bağırmayın, çağırmayın, seslenmeyin!Gürültülü bir ortam (araba/ otobüs içi, alışveriş merkezleri, cadde, konser, parti, restoran, oyun parkı, inşaat alanı, trafik, sınıfa karşı konuşmak vb.) içerisinde bulunmak, başka bir odada bulunan birine seslenmek sesimizi daha yüksek tondan ve perdeden kullanmamıza neden olur. Bunun sonucunda ses telleri zarar görür. Topluluk önünde konuşacağınız zaman mikrofon kullanabilirsiniz. Başka bir odada bulunan birine sesleneceğiniz zaman ıslık ya da zil çalmak gibi ses tellerinizi kullanmayacağınız aktivitelerde bulunabilirsiniz.
• Uzun süre telefonda konuşmayın. Telefonda konuşurken karşı tarafa sesinizi duyurmak için yüksek ses ile konuşabilirsiniz. Yüksek ses ile konuşmanın ses tellerinize zarar verebileceğini unutmayın.
• Kuru, dumanlı ve tozlu ortamlarda bulunmaktan kaçının. Bu tip ortamlar boğazınızın kurumasına ve tahriş olmasına sebep olur. Sigara içilmeyen ortamları tercih edin. Klimalı ortamlardan uzak durun. Ortamı nemlendirmek için çeşitli noktalara su dolu kaplar yerleştirebilirsiniz. Tozlu ortamlarda bulunmanız gerekiyorsa maske takabilirsiniz.
• Yorulduğunuzu hissettiğiniz zaman sesinizi kullanmaktan kaçının. Sesinizi kullanmaya devam ettiğiniz zaman ses tellerinize zarar verebileceğinizi unutmayın.
• Mide ve/veya boğaz reflünüz ile ilgili olarak doktorunuzun verdiği önerilere mutlaka uyun ve reflü yapan yiyecek-içeceklerden kaçının. Reflü ses tellerinizi olumsuz etkileyeceği için ses kaliteniz de etkilenecektir.
• Sesinizle ilgili 15 günden daha uzun süre sorun yaşıyorsanız en yakın kulak burun boğaz doktoruna başvurun.15 günden daha uzun süren ses kısıklıklarının altında bir sorun yatıyor olabilir."
24/11/2016
DETOKS DİYETİ İLE KİLO VERME
Yanlış yapılan detoks diyetleri vücutta kalıcı hasarlara sebep olabiliyor
Günümüzün popüler beslenme trendlerinden detoks diyetleri çoğunlukla amacının dışında uygulanmaya başlandı.
"Detoksifikasyonu" yani vücutta arınma sağlamak için ortaya çıkan bu diyetler kilo vermek için kullanılıyor.Ancak detoks diyetleri yanlış uygulandığında vücutta kalıcı hasarlara sebep olabiliyor.
Uzmanlar detoks diyet uygulamak isteyenlerin doktorlarına danışmalarını; diyetisyen kontrolünde bu diyetlere başlamalarını ve kesinlikle egzersiz veya spor yapmamalarını öneriyor.
Bayındır Söğütözü Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü Diyetisyeni Gökçen Ural, detoks diyetlerle ilgili şu bilgileri veriyor;
Detoks diyetler neden uygulanır?
Detoks diyetlerinin amacı; vücudumuzda üretilen kimyasal ve toksik bileşiklerin atımını ya da uzaklaştırılmasını sağlamak. Bunu yaparken de vücudumuz havayı, yiyecekleri ve suyu kullanıyor. Detoks diyetlerinin birçok çeşidi bulunuyor ve besin kaynağı olarak genellikle meyveler, sebzeler, kuruyemişler ve tohumlar kullanılıyor. Hayvansal kaynaklı ürünler, şeker, kafein ve alkol gibi besinsel içerikleri olan yiyecekler de tercih edilmeyen besinler arasında yer alıyor. Detoks diyetlerinde içerik olarak en çok meyve/sebze suları, bitkisel çaylar ve su kullanılıyor. Detoks bilimselliği kanıtlanamamış popüler diyetler arasında yer alıyor.
Detoks diyetler kilo verme amaçlı kullanıldığında nasıl sonuç veriyor?
Detoks diyetler sebze ve meyve tüketimini artırarak posa ve antioksidan alımını yükseltiyor. Vücut ihtiyacı olan vitaminleri, lifleri ve antioksidanları alıyor. Düşük kaloriye sahip bu diyetler kilo verilmesini de sağlıyor. Detoks diyetinde kilo verilmesinin tek nedeni kalori kısıtlamasının yapılması. Bu diyetler zayıflama için kullanılmaması gereken, insan sağlığını riske atan diyetler. Bu tür diyetlerden özellikle hamilelerin, tansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı olan kişilerin kaçınması gerekiyor.
Detoks diyetlerin yanlış uygulanmasının zararları nelerdir?
Bu tür diyetlerde özellikle et ve süt ürünleri tüketilmiyor. Bu yüzden vücut açlığa girerek kas kayıplarının olmasına neden oluyor ve ileriki yaşlarda hem kemik kırılmaları ve erimelerine hem de sarkopeni denilen ciddi kas kayıplarına neden olarak; ellerde titreme ve kavrama gücünde zayıflık, yutma güçlüğü ve demans (bunama) gibi hastalıkların ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Detoks diyetlerini zayıflama amaçlı yanlış uygulayan kişilerde kısa vadede baş ağrısı, anksiyete, kas ve sıvı kaybı ve kan şekerinde ciddi düşmeler gibi durumlar ortaya çıkıyor.
Detoks diyetlerine vücudumuzun ihtiyacı var mı?
Vücudumuzda detoksifikasyon işlemini yapan organlarımız var. Detoks diyetleri popüler olmadan önce de karaciğer, akciğer, böbrek ve deri detoksifikasyonu sağlayarak toksinlerin atılmasını düzenli ve olması gerektiği gibi yerine getiriyorlardı.
Detoks diyetlerini uygulamak daha fazla vücudun arınmasına yardımcı olur mu?
Detoks diyetler vücudun arınmasına yardım oluyor tabii ancak fazla dozlarda ve miktarlarda alınan vitamin, mineral ve posa yine bazı hastalıkların oluşmasına neden oluyor. Mesela fazla alınan lif; demir mineralinin emilimini azaltarak anemiye neden olabiliyor.
18/10/2016
SONBAHARDA NASIL BESLENMELİYİZ?
Sonbaharın gelmesiyle değişen beslenme düzeni azalan fiziksel aktivite ve bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle dengeli beslenmenin önemi de artıyor. Yetersiz ve dengesiz beslenme çalışanların performansını etkileyerek yorgunluk, stres gibi etkilere sebep olabilir. Bu nedenle özellikle dışarıda yemek yiyenlerin, yemek seçimi konusunda bilinçli olması gerektiğini söyleyen Liv Hospital Diyet ve Beslenme Uzmanı Şükran Yıldız öğün seçerken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.
– Kahvaltı yapmak için zaman ve yeriniz müsaitse yumurta, peynir, mevsim sebzeleri (domates, salatalık, yeşillik), zeytin, tam tahıllı/yulaflı/çavdarlı ekmek içeren bir kahvaltı yapın. Kahvaltı için zamanınız kısıtlıysa poğaça, açma, simit, börek yerine peynirli ve mevsim sebzelerini içeren bir sandviç ve yanına bir meyve veya yağsız bir tost ve yanında süt veya açık çay tercih edilebilir.
– Öğle ve akşam yemekleri seçiminde yemek tabağında her besin grubundan olmasına, günlük öğünlerin atlanmamasına ve geç saatte yemek yenilmemesine dikkat edilmelidir. Gidilecek yerin menüsüne önceden bakılarak karar verebilir, böylece gün içerisinde yiyeceklerinizi önceden planlayarak günlük almanız gereken enerji miktarını kontrol edebilirsiniz. Yemeklerin pişirme şekli içeriğinde kullanılan malzemeler hakkında bilgi almanız yemek seçiminde size yardımcı olacaktır.
– Yemeklerin pişirilme şekline dikkat edilmeli; fast food, kızartma, kavurma yerine haşlama, fırın veya ızgarada pişen yiyecekler tüketilmelidir. Zeytinyağlı sebze yemekleri tüketimine de önem verilmelidir. Hazır çorbalar unlu, kremalı ve tuz içeriği yüksek olabileceğinden içeriği sorularak tercih edilmelidir.
– Ana öğünler çalışılan kurum içinde yeniyorsa etli sebze yemekleri, ızgara tavuk, et, köfte, balık, zeytinyağlı sebze yemekleri, kuru baklagil yanına çorba, bol yeşillikli salata ve yoğurt/ayran/cacıkla birlikte tahıllı ekmek tüketilebilir.
– Şirket dışında ana öğün yeniyorsa etli sebze yemeklerindeki sebzelerin genellikle kızartılarak yapıldığından fazla tercih edilmemesi gerektiğini unutmayın. Böyle bir durumda ana yemek tercihiniz ızgara et, tavuk, balık yanına salata ve yoğurt/ayran/cacık tercih edebilirsiniz. Menüdeki çorba, ekmek pilav veya makarnadan en fazla iki tanesini tercih ederek fazla kalori ve karbonhidrat alımını kısıtlayabilirsiniz.
– Bir kepçe çorbanın; 2-3 yemek kaşığı pilav veya makarna bunun da bir ince dilim ekmeğe eş değer olduğunu unutmayın. Yanında tüketeceğiniz salatalarda bir tatlı kaşığı zeytinyağı olmak şartıyla isteğiniz kadar tüketebilirsiniz.
– Fazla yağ, tuz ve sos içeren yemeklerden uzak durulmalıdır. Yemeklerin yanında gazlı ve şekerli içeceklerin yerine su, maden suyu ve ayran tüketilmeye özen gösterin.
Yemeklerin yanında bol salata tüketilmesi doygunluğu ve lif alımını arttıracağından tercih edilmelidir.
– Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek veya çavdar, buğday, kepekli ekmekler tercih edilmelidir. Ekmek seçiminde paketli olanlar tercih edilmeli, dilimlenmiş şekilde ekmek geliyorsa tüketmeniz gereken miktarı alıp geri kalanı masadan kaldırarak ekmek tüketimini kontrol altına alabilirsiniz.
– Günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamak için ara öğünlerde 3-4 porsiyon meyve tüketimi önerilir bunun yanında kan şekeri kontrolü ve ana öğünlerde fazla miktarda yemeyi önlemek için ara öğünlerde meyve, kuruyemiş, tam tahıllı galetalar ve az yağlı süt ürünleri tüketilmelidir.
– Toplantılarda sunulan kurabiye, kek, börek gibi atıştırmalıkları sınırlı tüketmek önemlidir. Özellikle oturarak çalışanlar için siyah çay, kahve, meşrubat yerine masalarına bir sürahi su almaları önerilir.
– Günlük 2-2.5 litre su tüketimi metabolizmanın sağlıklı çalışması için şarttır. Su tüketimini kolaylaştırmak için suyunuzun içine sevdiğiniz meyvelerden ve tarçın, limon, nane gibi aroma veren besinlerden ekleyebilirsiniz. Ayrıca her öğün öncesi bir bardak su tüketerek hem sıvı alımını arttırabilir hem de yemekte tokluk hissini sağlamaya yardımcı olabilirsiniz.
– Fiziksel aktivite kısıtlı olduğundan kabızlık problemi oluşmasını engellemek amacıyla bitki çaylarından yeşil çay, ıhlamur, rezene, beyaz çay tüketilebilir ve salata, kuru meyve, kuru baklagiller gibi posa içeriği yüksek olan besinler tercih edilebilir.
– Tatlı seçimlerinizi küçük porsiyonlu düşük kalorili tercih etmek adına şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya dondurma tüketimi önerilir. Ancak yine de haftada 1-2 günü aşan bir tatlı tüketimi olmamalıdır.
11/07/2016
KANI TEMİZLEYEN BESİNLER
Yeşil çay, damarlara hasar veren oksidatif stresi azaltır ve damarları temizler. İçerdiği antioksidanlar kolesterolü düşürür ve bu sayede kalbi korur.
Tarçın, antioksidan deposu olan tarçın, kandaki şekeri düşürür ve bu sayede damarlar için çok faydalıdır. Günde 1 çay kaşığı tarçının kandaki yağ oranını %26 oranında azalttığı kaydedilmiştir.
Badem, e vitamini, çözünebilen lif ve tekli doymamış yağlar açısından oldukça zengin olan badem, içerdiği antioksidanlar sayesinde damarlardaki hasarı engeller.
Zerdeçal, damar temizliğinde en etkili baharatlardan biridir. Ayrıca damar sertliğini önler ve yağ depolanmasını engeller.
Kuşkonmaz, damarlardaki baskıyı azaltır ve bu sayede kan akışını hızlandırır. Ayrıca damar tıkanıklığı ve enflamasyona da iyi gelir.
Yaban mersini, özellikle kolesterolü düşüren bu meyve kan akışını dengeler ve bu sayede kalp için çok faydalıdır.
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Contact the business
Website
Address
Istanbul