Ayşegül Yıldız
30 yıllık üstün kalitede bir Alman markası ve ayni zamanda başarılı bir network firması olan LR Health&Beauty' de iş ortağı olmak isteyenler buraya!!:)
2013 yılı Mart ayından bu yana Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde Yardımcı Doçent Doktor olarak görev yapıyorum. Öğrencilik hayatımın sona erişi de aslında çok uzak değil. 2012 yılı Aralık ayında İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji-Genetik ve Biyoteknoloji Programında geçirdiğim ve yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı kapsayan dolu dolu 9 yılı ge
5in 1 Beauty Elixir
Eveeet, yıllardan sonra, yollardan sonra, yoğun istek üzerine yeniden bir LR ürün yazısıyla
karşınızdayım ☺ Yeni ürünümüz “beşi bir yerde güzellik iksiri” diyebileceğimiz “5 in 1 Beauty Elixir”.Efendim, şimdi ben bu ürünün içeriğindeki bütün aktif maddeleri size tek tek anlatmaya kalkarsam,sabahlar olmaz. O yüzden bu aktif maddeleri etkilerine göre iki gruba ayırarak anlatmak, zihninizde bir
ampul daha yakmak niyetindeyim. Hazır mısınız? O zaman buyurun Halil İbrahim Sofrasına:
Bana göre bu üründeki ilk aktif madde grubu Kolajen-Hyaluronik Asit-Bakır üçlüsüdür. Neden derseniz,bu muhteşem üçlü, ürünün en güçlü iddialarından biri olan “ kolajen takviyesi” ifadesinin tam olarakkarşılığını veriyor da ondan. “Eee, yani?” dediniz, duydum. Hemen anlatalım; bu ürünükullandığımızda ürün içeriğindeki kolajen hem peptit yapıda, hem de düşük ağırlıkta olduğundan(2000 dalton altı), ve tip 1 ve tip 3 kolajen olduğundan (ürünün iddiasını gerçekleştirmesi için gereken iki kolajen tipi) vücutta yararlanımı çok yüksek olacaktır. Ve fakat, sadece kolajeni öylece içeri
göndermekle iş bitmiyor maalesef. Biliyorsunuz ki kolajen bağ dokumuzun ana elemanıdır. Bağ dokudediğimiz şey de cilt, saç, tırnak ve kasların, ayrıca tüm ama tüm organ ve dokularımızın ayrılmaz birparçasıdır. Bağ doku olmazsa var olamayız, bunu çok net olarak söyleyebiliriz. Fakat bağ doku yalnızca
kolajenden oluşmamaktadır. İçeri gönderdiğimiz kolajenin bağ dokuyu oluşturabilmesi için bir kolajen ağı oluşturacak şekilde birbirine bağlanması gerekmektedir. Kolajeni içeriye tek başına göndermek,ustaya tuğlaları verip onları yapıştıracak harcı yapacak malzemeyi vermemek gibidir. Bu nedenle kolajenin yardımcılara ihtiyaç vardır, ve en önemli iki yardımcısı “hyaluronik asit” ve “ bakır” dır. Bu ürünü kullandığımızda kolajenle birlikte bu iki “başyaver” de içeriye sızmakta ve kolajenin ağ oluşturması için gerekli reaksiyonları katalizlemektedirler. Bakır bu anlamda, kalp kası dahil olmak üzere vücuttaki tüm kaslar için çok çok önemli ve hayatidir. Hyaluronik asit ise tüm bu destekgörevinin yanı sıra, yüksek kapasitede su tutuculuğu ile cilt ve ciltle ilişkili saç, tırnak gibi yapılarıngüzelliği ve sağlığı bakımından da gönüllere taht kurmaktadır. Buraya kadar anlattığımız olaylar zinciri bize güzel bir cilt, harika saçlar, güçlü tırnaklar ve daha sıkı bir vücut olarak geri dönecektir, şüphesiz!
Şimdi gelelim ikinci aktif madde grubuna: bu gruba ürün içeriğindeki diğer tüm aktif bileşenler(çinko, vitaminler, aloe vera ve diğer bitki özleri) giriyor. Bu bileşenler adeta, düğünün halay başı olanyukarıdaki muhteşem üçlüyü takip eden ve “hiç oturmayan, atletik, neşeli” halay ekibinioluşturuyorlar ☺ Belki mendili sallayan onlar değil, ama onlar sessiz ve derinden çalışarak bizimmuhteşem üçlüye temelden destek oluyorlar. Ne yapıyorlar da destek oluyorlar peki? Tüm bu ekipüyesi arkadaşların yaptıkları şey asıl olarak hücrelerimizi DNA hasarından korumak! UV ışınları, diğerdış etkenler, beslenmemiz vb. bir çok sebeple, hatta hiçbir dış etki olmadan bile hücre içerisindekidoğal olayların sonucu olarak DNA’ mız devamlı olarak saldırı altındadır. Bu saldırı sonucu oluşan DNAhasarı eğer onarılamazsa işte o zaman yandığımızın resmidir. Çünkü onarılmayan DNA hasarı demek,hücre yaşlanması demek, mutasyonlar demek, hatta kanser gibi birçok hastalık demektir. İşte bu ürüniçeriğindeki bu kıymetli saz arkadaşları, hücrelerimizdeki DNA’yı saldırılardan korumak, ve saldırısonrası onarımına yardım etmek gibi ulvi bir göreve sahiptir. Hatta çinko ile ilgili bu konuda yazmış
olduğum bir makaleyi de şuraya koyayım (Aysegul Yildiz vd.,2019. Effect of the Interaction BetweenSelenium and Zinc on DNA Repair in Association With Cancer Prevention. J Cancer Prev,24(3),146-154).
Dahası içeriğindeki yardımcı maddelere baktığımızda da muadili olan ürünlere kıyasla çok çok azçeşitte ve çok daha zararsız maddeler kullanıldığını açıkça görmekteyiz.
Hal böyle iken, böyle bir ürün hakkında, hem de LR kalitesiyle üretilmiş böyle bir ürün hakkında dahafazla konuşmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Bir bilim insanı olmamın yanı sıra, bu tür ürünleri deneyen ve faydasını tam olarak göremeyen biri olarak LR’ın bu ürününü gördüğüm an şimdiye kadararayıp bulamadığım şeyi bulduğumu anladım ve dedim ki “Adamlar yapmış!”.
Doç. Dr. Ayşegül YILDIZ
27/03/2017
FIBER BOOST
Eveet, yepyeni, son model, sıfır kilometre gıda takviyemiz Fiber Boost stoklara hızlı bir giriş yaptı :) Giriş yaptığı andan beri bana gelen soru sayısında da hızlı bir artış oluştu haliyle:) Daha fazla bekletmek istemedim sizleri, buyurun bakalım hep birlikte, ne imiş bu canına yandığım Fiber Boost:)
Öncelikle içeriğinde bulunan ve benim üzerinde duracağım elemanları sayalım: keçiboynuzu, konyak unu (konjac) ve tabii ki krom. Şimdi bunların vücuttaki etkilerine biraz benim gözümden bakalım :)
Konyak ve Keçiboynuzu: Her ikisi de yüksek lif içeriği bulunan bitki kaynaklı malzemeler. Konyak unu, konyak bitkisinin kökünden elde edilen ve glukomannan olarak da bilinen polisakkarit yapıda bir madde. Konyak ununun su tutuculuğu çok yüksektir, yani suyu emerek içine hapsedip şişerek büyüyebilir rahatça. Keçi boynuzu da aynı şekilde lifli ve su tutuculuğu yüksek bir yapıdadır. Bu ikisi birlikte çalışarak, kabızlık, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı ve düşük kan şekeri (hipoglisemi) gibi durumlarda etki gösterebilecekleri gibi, kilo vermeye yardımcı olmak konusunda da etkilidirler. Bütün bunların temelinde suyu emerek şişme kabiliyetleri sayesinde doygunluk hissi yaratmaları ve böylece iştahta ve kalori alımında azalmaya neden olmaları yatmaktadır. Özellikle konyak, suda çözünürlüğünün yüksek olması sebebiyle yiyeceklerin yaratacağı metabolik etkileri azaltarak, yiyeceklerin mideyi daha geç terk etmelerini ve böylece glukozun kan dolaşımına daha yavaş katılmasını, sonuçta da insülin cevabını kontrol etmeyi başarabilen bir maddedir. Ayrıca safra tuzlarının ve kolesterolün taşınma mekanizmasına da etki ederek kolesterol seviyesini düşürebilmektedir.
Kullanırken dikkat edilmesi gerekenler:
1- Bu iki yüksek lif içerikli bombayı mutlaka en az 8 oz. yani 200 ml su ile birlikte tüketmek şarttır. Neden? Çünkü yeterli miktarda suyla aldığımızda bu madde yemek borumuzda yerleşerek orada bütün suyu emer ve bir tıkaç oluşturur. Bu da iştah kapatıcı, doygunluk hissi oluşturucu etkisini açıklıyor.
2- Bu ürün toz halinde olduğundan solumamaya dikkat etmemiz gerekir, lifli yapısıyla solunum yollarında sıkıntı yaratabilir zira.
3- Yüksek lif içerikli diyete karşı reaksiyon gösteren bünyelerde, bağırsakta gaz, karında rahatsızlık ve midede gaz gibi şikayetlere yol açabilir.
Krom: Kromun hücreler için, özellikle insülin metabolizması için önemli olduğunu gösteren çok sayıda çalışma mevcuttur. İnsulin metabolizmasına etkisini daha çok insülinin hücrelerde tetiklediği sinyalin devamlılığını sağlamak ve insülin hormonu sayesinde işleyen sistemi aktif tutmak şeklinde gösteriyor. Yine krom da kolesterol ve trigliserid seviyelerini kontrol edebilen bir ürün içeriği olarak karşımıza çıkıyor.
Kullanırken dikkat edilmesi gerekenler:
1- Tiroid rahatsızlığı olan ya da tiroid bezi alınmış ve Levothyroxine gibi sentetik tiroid hormonu içeren ilaçlar kullananlar krom takviyelerini kullanırken çok dikkatli olmalılar, zira krom vücudun bu sentetik tiroidi kullanabilme yeteneğini önemli ölçüde azaltıyor.
2- Krom da kan şekerini düşürdüğü için, insülin, metformin (Glucophage), glyburide ( Diabeta), glipizide (Glucotrol) ya da chlorpropamide (Diabenese) gibi diyabet ilaçları kullananlar krom takviyesi almadan önce mutlaka doktoruna danışmalıdır.
3- Aspirin, ibuprofen, naproksen gibi ağrı kesicilerin kromla birlikte kullanımına da dikkat edilmelidir. Bu ilaçlar vücuttaki krom seviyelerini aşırı miktarda arttırabilmektedir.
4- Kullanılan kalsiyum karbonat içerikli ya da lansaprazol türevi mide anti-asit ilaçları kromla etkileşime girerek birbirinin etkisini azaltabilir. İkisini bir arada kullanırken kontrollü olmakta fayda var.
5- Depresyon ve anksiyete gibi durumlarda kromun olumsuz etkisi olabileceği için böyle bir durum varsa kullanmadan önce doktora danışılması gereklidir.
6- Deri malzemelerle kontak alerjisi bulunanların krom alerjisi de mevcut olabilir, dikkatli olmakta fayda var.
7- Karaciğer ya da böbrek problemi olanlar, ve ayrıca anemisi olanlar da doktora danışmadan kullanmamalılar.
Ayşegül Yıldız.
CİLT ÇATLAKLARI İÇİN NEDEN DERMAINTENSE ?
Diye sordunuz sanki :) Ben de anlatmayı çok seviyorum ya, hemen başlıyım :
Cilt çatlakları bildiğiniz üzere cildin dermis tabakasının hızlı büyüme ya da hızlı kilo alma nedeniyle yırtılması sonucu oluşan bir deri hasarı. Dermaintense kremin 2 ana içeriğinden bahsetmek de bu hasarı onarmaya nasıl yardımcı olduğunu anlatabilmek için yeterli olur aslında:
1- Işıldak çiçeği yağı (Oenothera biennis)
Bu güzide arkadaşımızın en büyük özelliği çok yüksek oranda Gamma-Linoleik Asit (GLA) içeriyor olması. O da ne, yenir mi içilir mi derseniz; GLA, bazı besinlerle almış olduğumuz ve kıymet-i harbiyesi çok iyi bilinen Omega-6 nın vücudumuzda işlenmesiyle ortaya çıkan, faydası boyunu aşan bir madde. Benim çatlaklarıma ne faydası var derseniz, şöyle ki GLA cilde bölgesel olarak uygulandığında cildin üst tabakası tarafından hemen emilerek aktif olarak işlenmekte ve cilt bu maddeyi kendisini yenilemek için sonuna kadar kullanmakta. Bu da çatlaklarda savaş için bulunmaz nimet. Yapılan çalışmalarda da GLA nın bölgesel olarak uygulanmasının ağızdan alınımına göre çok daha etkili olduğu gösterilmiş (David F. Horrobin, DPhil, BM Kentville. Essential fatty acids in clinical dermatology J. of Am. Acad. of Dermatol. Vol 20 (6), 1989.
2- B12 Vitamin kompleksi
B12 vitamin kompleksi yapısında metal bulunduran tek vitamin olup eser miktarda kobalt içermektedir ve bu nedenle de “kobalamin” sınıfına dahil olan bir vitamin kompleksidir. B12 vitamin kompleksinin bir numaralı görevi hücrelerin bölünerek çoğalması ve ait oldukları dokuyu yenileyebilmesi için gerekli olan DNA sentezini başlatmasıdır. B12 vitamin eksikliği bu nedenle genellikle hasarlı dokuların kendini yenileyememesi ve fonksiyonlarını ve yapısal bütünlüklerini kaybetmeleriyle ilişkilendirilir. Bu nedenle B12 vitamininin bölgesel olarak cilt üzerinde uygulanması çatlakların bulunduğu bölgedeki hasarlı cilt dokusunun kendini yenileyebilmesi için ona büyük bir şans sunmak anlamına geliyor.
İşte tüm bu bahsi geçenler sayesinde, bu kremi oldukça düzenli bir şekilde ve en az 3 ay kullanmak şartıyla (yapılan çalışmalar bu içeriklerin en az 2-3 ayda etki ettiğini göstermektedir) cilt çatlakları üzerindeki faydasını görmemiz oldukça muhtemeldir. Düzenli kullanamam diyenlere, ya da aşırı dozda sabırsızlıktan şikayeti olanlara ise tavsiye etmiyorum :) Ne bizi ne de kendinizi üzmeyin, olur mu :)
Kozmetik Ürünlerinde ALÜMİNYUM Kullanımı.
Bu konu, yani kozmetik ürünlerinde özellikle de ter kokusunu önleyici roll on gibi ürünlerde alüminyum kullanımının sağlığımız üzerindeki muhtemelen olumsuz etkileri artık neredeyse şehir efsanesi halini almaya başladı. LR ürünleri içerisinde de, öncelikli olarak Aloe Vera Roll on içerdiği alüminyum nedeniyle hedef tahtasına yerleştirilmiş durumda :) Bu durumda düşene bir de ben vurmadan önce şöyle bir araştırmak istedim bu alüminyum konusunu, ve bakın neler buldum, sizlerle de paylaşmak istiyorum hemen.
Avrupa Birliği yürütücü organı olan Avrupa Komisyonunun 2014 yılında çıkarmış olduğu "kozmetik ürünlerinde alüminyum kullanımının sağlığa etkileri" konulu raporu detaylıca inceleme fırsatını buldum. Öncelikle söylemem gereken en önemli şey, bu raporun temel olarak üç farklı bağımsız bilimsel kurum (the Scientific Committee on Consumer Safety (SCCS), the Scientific Committee on Health and Environmental Risks (SCHER) ve the Scientific Committee on Emerging and Newly Identified Health Risks (SCENIHR)) ve ayrıca diğer yardımcı bilimsel kurumlar (European Food Safety Authority (EFSA), the European Medicines Agency (EMA), the European Centre for Disease prevention and Control (ECDC) and the European Chemicals Agency (ECHA)) tarafından ortaklaşa hazırlanmış olduğudur. O yüzden bu rapordan daha kral bir referans düşünemiyorum :)
Gelelim raporda neler yazdığına. Alüminyum en çok roll on (terleme/ ter kokusu önleyici olarak), diş macunu (parlatıcı olarak) ve ruj (kalıcılığı arttırmak için) gibi kozmetik ürünlerde inorganik ya da organik tuzlar şeklinde kullanılan bir kimyasal madde. Alüminyumun çok yüksek dozlarda toksik ve kanserojen etkileri olması muhtemel. Fakat raporda belirtildiği üzere kozmetikte kullanılan alüminyum bileşiklerinin toksik ve kanserojen etkileri ile ilgili çalışma ve dolayısı ile bilgi çok yetersiz. Ulaşılabilen çalışmaların çoğu oldukça eski ve çok az deneysel veri içeriyorlar. Bu nedenle komite bu çalışmalardan alüminyumun zararlı etkileri olduğu sonucuna varmanın mümkün olmadığı görüşünde hemfikir. Ayrıca komite raporunda, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan alüminyum ürünlerinin karsinojenik etkisi ile ilgili hiç bir veri bulunmadığının da altını çiziyor. Ayrıca alüminyumun deriden emiliminin ne kadar kuvvetli olduğunu da bilinmeyenler arasında yer alıyor. Yapılmış olan çalışmaların sonuçları ise alüminyumun deri emiliminin oldukça düşük olduğu yönünde. Bu nedenle de alüminyumun bir insan kanserojeni olma ihtimalinin çok düşük olduğu, ancak çok yüksek dozlarda ve diyetle alındığında tüm olası toksik ve kanserojen etkileri gösterebileceği, bunun da kozmetik ürün kullanımıyla ortaya çıkma ihtimalinin çok zayıf olduğu görüşü bildirilmiş durumda.
Bu "baba" rapordan da anlaşıldığı ve raporda da belirtildiği üzere şu an için kozmetik ürünlerinde kullanılan alüminyumu toksik ve kanserojen olarak etiketlemek ve bu ürünlerin piyasadan çekilmesini istemek mümkün değil. Yine rapora göre bunun yapılabilmesi için çok kapsamlı bir "gerçek hayat" çalışması yapılmalı ve bu kozmetik ürünlerin düzenli kullanıcıları da bu çalışmanın gönüllü denekleri olmalılar. Oradan elde edilen veriler ışığında ancak böyle bir sonuca varılarak yeni bir düzenlemeye gidilebilir.
Benim naçizane fikrim ise, alüminyumu sek içmediğimiz, sofraya meze etmediğimiz, yani alüminyuma olan sevgimizi kozmetik ürün kullanımı ile sınırlı tuttuğumuz sürece kendisiyle gül gibi geçinip gidebiliceğimiz ve ileride herhangi bir " böyle aşkın ızdırabını" sorunuyla karşılaşmayacağımız yönünde :)
Sevgiler, saygılar.
15/01/2016
ZEITGARD 2 Anti-Age (Yaşlanma Karşıtı) Sistem
LR’ın yaşlanma karşıtı bakım sistemi ZEITGARD 2, kullandığımız cilt bakım ürünlerinden cildimizin en yüksek oranda faydalanmasını sağlayan oldukça yenilikçi bir teknoloji. İncelerken tepkilerimin “bu nasıl bişey ya?” dan “eyy yumurtaya can veren Allahım” a kadar değişmesine ve önünde saygıyla eğilmeme neden olan ZEITGARD 2 cihazı ısı (sıcak-soğuk uygulaması) ve titreşim teknolojisini birlikte sunarak cilt bakım ürünlerinin cildinize çok daha derinlemesine işlemesine ve hapsedilmesine olanak veriyor. Her iki teknoloji de (ısı ve titreşim) aslında çok iyi bilinen dermatolojik uygulamalar ve ciltteki doğal işleyişten ve cildin vermiş olduğu uyum sağlamaya yönelik tepkilerden faydalanıyorlar.
Cildimiz sıcak ve soğuk uygulamasıyla etkili şekilde uyarılabilir ve yönlendirilebilir. Bu sayede cilt, bakım ürünlerinin en optimum şekilde emilimini sağlayacak şekilde hazırlanmakta ve sonuç olarak ciltteki kırışıklıkların görünümü belirgin şekilde azalmaktadır. İlk kullanımda etkisini görebileceğiniz ZEITGARD 2 Anti-age sistemi beraberinde kullanılabilecek olan farklı cilt bakım ürünleri sayesinde hem genç hem de olgun ciltlere uygundur.
Cihazın çalışma prensibine şöyle bir bakalım:
1. Basamak: Isıtma Etkisi
Kullanacağınız cilt bakım ürününü, ZEITGARD 2 cihazının sağlayacağı 42 °C sıcaklık altında göz çevresi, alın ve yanaklara uyguladığınızda cilt gözenekleri bu aşırı ısınma sinyalini alır ve ısıyı tekrar normale düşürebilmek için gözenekler açılır. İşte biz de bu nadide andan faydalanarak cilt bakım ürünlerinin gözeneklerden hızlıca, rahatça ve etkili şekilde içeri girmesini ve işlevlerini orada göstermesini sağlıyoruz.
2. Basamak: Soğutma Etkisi
Isıtmanın ardından gelen ve 5°C’ ye kadar düşürülen ısı uygulaması sayesinde gözenekler kapanmaları için uyarılmış olurlar. Isıtma etkisiyle gözeneklerden içeri aldığımız bakım ürünlerini böylece, gözeneklerin kapanmasıyla içeride hapsetmiş oluruz.
3. Basamak: Titreşim Etkisi
Ttireşimin buradaki rolü kullanılan cilt bakım ürünlerinde bulunan aktif maddelerin cildin daha alt katmanlarına yani daha derinlere iletilmesini sağlamak. Bu sayede cilt kendisine faydalı olacak maddeleri kolayca alırken cilde zarar veren maddelerden de aynı şekilde kolayca kurtulmuş olur.
Gördüğünüz gibi ZEITGARD 2 adeta bir açma/kapama düğmesi etkinliğinde çalışarak cildimize emirler veriyor ve istediğini bal gibi de yaptırıyor. O zaman bize düşen de imkanlarımız dahilinde, fırsatını yakaladığımız an affetmeyip şu cihazdan edinmek ve “ ayyy cildine kesin bişeyler yaptırmış bu” dedikodularına yol vermek ve keyifle dinlemek ! :)
04/01/2016
ALOE VERA JEL İÇECEKLER HAKKINDA:
DOĞAL VİTAMİNLER Mİ YOKSA SENTETİK OLANLAR MI? SİZİN TERCİHİNİZ?
Herkesin malumu olduğu üzere vitaminler organik maddeler olup çok çok ufak miktarlarda bile vücut sağlığı, büyüme, gelişme, üreme vb. birçok durumda başkomutan olarak görev alırlar. Bu kadar önemli oldukları halde vücut tarafından yeterli miktarda üretilemeyen vitaminlerin dışarıdan alınması ise şart. Tüm vitaminlerin metabolizmanın devamı için özelleşmiş farklı görevleri var ve hiç biri bir diğerinin yerini tutamıyor.
Şimdi gelelim yazımızın amacına; bildiğiniz gibi LR’ ın Aloe Vera Jel içecekleri bize bu vitaminleri (A, C, E, B12 vitaminleri, folik asit, kolin vb.) ve yanı sıra birçok minerali, steroidleri, flavanoidleri ve aminoasitleri “doğal bir besin kompleksi” şeklinde sunuyor. Bunun karşısında bize sunulan bir diğer seçenek de “sentetik” olarak üretilmiş ve eczanelerde ya da farklı yerlerde satılan vitaminler. Şimdi şu iki cümle bile aslında size çok şey anlatıyor biliyorum. Biri vitaminlerin de içinde yer aldığı “ doğal bir besin bombası”, diğeri sadece vitaminlerden, hem de sentetik vitaminlerden oluşan bir “besin takviyesi”. Bazılarınız belki “ biz alırken satıcıya sorduk, sentetik ya da doğal hiç fark etmez, her ikisi de aynı dedi” diye içinden geçiriyor ise ammannn diyorum, yaaapmayınn çocuklar diyorum ve size bu arkadaşların ve dahası bazı araştırmacıların dahi (!!!) gözden kaçırdıkları bazı gerçekleri sıralamak istiyorum:
1- Vitaminlerin ana kaynağı her zaman “bitkilerdir“. Sentetik vitaminler doğal olarak diyetimizde bulunmazlar, onlar sadece kimyasal olarak sentezlenmiş ve her ne kadar “doğal” diye lanse edilseler de doğallıktan zerre nasibini almamış yapay maddelerdir.
2- Sentetik vitaminler sadece laboratuvarda sentezlenmiş, standardize edilmiş kimyasal izolatlardır. Fakat doğada vitaminleri asla “izole” halde yani tek başlarına bulamazsınız. Onlar her zaman “besin-vitamin” kompleksleri şeklinde bulunurlar. Bunun bir anlamı olmalı, dimi? Ben size hemen şuracıkta anlamlı bir açıklama yapıyım o zaman; ÇÜNKÜ vitaminlerden vücudun en yüksek oranda faydalanabilmesi (bioavailability) için izolat halinde tek başına değil de yanındaki diğer besin bileşikleriyle birlikte alınması gerekir!. Bu durum onların emilimini ve vücutta kullanımını yüksek oranda etkileyen en belirleyici faktördür. LR’ ın aloe vera jel içecekleri işte bu besin-vitamin kompleksini size en doğal haliyle sunuyor.
3- Besin maddelerinin vücutta emilimi için bu maddelerin büyüklükleri de çok önemlidir. Doğal vitaminlerde bu büyüklük “doğal” olarak ayarlanmıştır fakat sentetik olanlar da bu durum göz önüne alınmamakta ve büyüklüğün ne kadar olduğu ölçülmemektedir.
4- Yukarıda söylediğimi tekrar etmek istiyorum: vitaminlerin vücutta emilim ve kullanılmaları yalnızca vitaminin kendisine bağlı değildir, onunla birlikte alınan diğer besin bileşiklerine de büyük oranda bağlıdır. Sentetik vitaminler bu besin bileşiklerinden yoksundur.
5- Vitaminlerin emilimini etkileyen bir diğer önemli faktör ise onların “fizikokimyasal” yapılarıdır ki sentetik ve doğal vitaminler maalesef bu yönden farklılık göstermektedir.
6- Sentetik vitaminler kristal yapıdadır fakat doğal vitaminler asla kristal yapıda bulunmazlar, onlar her zaman karbonhidrat, protein ya da yağlarla kompleks yapmış halde bulunurlar. Bu da yine vitaminlerin doğal kaynaklardan almanın önemini gözümüze iyice yaklaştırmaktadır :)
Bütün bu yazdıklarımın üzerine kritik soruyu sormazsam olmaz : “ bu da mı gol değil?” :)
O zaman şimdi n'apıyoruz, öncelikle bünyeye gerekli vitaminleri günlük diyetle almaya çalışıyoruz, yok eğer günümüz şartlarında bozulan beslenme düzeni nedeniyle alamıyorsak o vakit koşa koşa gidip sentetik vitamin takviyeleri almak yerine takkeyi önümüze koyup inceden düşünüyoruz, sonra aksi istikamete koşup Aloe Vera Jel içeceklerimize güvenle sarılıyoruz :)
Saygılar, selamlar.
Referanslar:
Thiel R.J., Natural vitamins may be superior to synthetic ones, Medical Hypotheses, 55(6), 461–469, 2000.
Ensminger A. H., Ensminger M. E., Konlade J. E., Robson J. R. K. Food & Nutrition Encyclopedia, 2nd ed. New York: CRC Press, 1993.
The United States Pharmacopeial Convention. USAN and USP Dictionary of Drug Names. Easton (PA): Mack Printing, 1986.
Jacob R. A. Vitamin C. In Modern Nutrition in Health and Disease, 9th ed. Baltimore: William & Wilkins, 1999: 467–483.
24/12/2015
MICROSILVER PLUS DİŞ MACUNU
Hepimizin artık bildiği (ezberlediği) üzere microsilver, metalik gümüşün almış olduğu yenilikçi ve farklı bir fiziksel form. Yüksek saflıktaki elemental gümüş, süngerimsi yüzeye sahip mikron boyutunda parçacıklara dönüştürülerek antimikrobiyal etkisinden sonuna kadar faydalanılıyor :)
Belki şöyle düşünenler olabilir; “ piyasada gümüş içeren bir sürü ürün var ve fiyatları da daha uygun, niye bunu kullanayım ki?”. Cevabımız tabi ki hazır, her zamanki gibi :) Buradaki fark, gümüş tuzları, nano-gümüş ya da kolloidal gümüşteki durumun aksine mikro-gümüşün sahip olduğu bu süngerimsi yapı sayesinde SÜREKLİ, KESİNTİSİZ ve UZUN SÜRELİ gümüş iyonları yayabiliyor olması. Bu da bize neyi getiriyor? Uzun süreli ve aktif bir bakteriyel korumayı! Yani şampiyon belli :)
Peki ağız ve diş sağlığı neden bu kadar önemli? Çünkü ağız içinde oluşan ve yerleşen enfeksiyonlar çok kolay bir şekilde tüm vücudumuza yayılarak diğer organlar (kalp, böbrek vb.) üzerinde tamiri mümkün olmayan hasarlar oluşturabiliyolar da ondan. Dişindeki çürük yüzünden böbreğini kaybeden insanların sayısı az değil maalesef.
Ağız ve diş sağlığı ile ilgili yapılan çalışmalara şöyle bir baktığımızda gözlerimiz neler görüyor hemen anlatalım;
- Microsilver teknolojisi sayesinde sürekli yayılan gümüş iyonları mantarlar ve özellikle de ANTİBİYOTİĞE DİRENÇ GÖSTEREN BAKTERİLER üzerinde oldukça etkili.
- Bu yüzden de Microsilver diş macunu ile fırçalanan dişler, yaklaşık 12 saat süren etkisi sayesinde tüm gece boyunca (gece işçileri olan bakterilerin en çok ve en rahat çalıştığı zaman dilimi) bakteri saldırılarından korunuyorlar.
- Yapılan enfes bir klinik çalışmanın sonucunu da buradan hemen paylaşalım; 6 hafta boyunca kullanılan microsilver içeren diş macunları sayesinde:
1- Antimikrobiyal Microsilver, diş eti iltihabının bir numaralı sebebi olan PLAK OLUŞUMUNU önlemiş ve böylece enflamasyonun önüne geçmiştir.
2- Microsilver diş macunu, gümüşün yanında içerdiği DEKSPANTENOL sayesinde dişetlerinin yenilenmesini ve güçlenmesini destekliyor.
3- Yine içerdiği ÇİNKO sayesinde anti-bakteriyel ve iltihap önleyici etkisini kat kat arttırıyor (Univ.-Prof. DR. Roland Frankenberger, Director of the Department of Operative Dentistry, Medical Center for ZMK, Philipps-University of Marburg and University Hospital Giessen and Marburg.).
Tüm bu verilerin gösterildiği grafiği aşağıda bulabilir ve inceleyebilirsiniz :)
Demek ki “aman diş macunu işte hepsi aynı, niye daha fazla para veriyim ki” düşünce şeklinden bir an önce kurtulup, kendimizi ve ailemizi biraz daha fazla düşünerek diş macunundan öte bir sanat eseri niteliği taşıyan Microsilver Plus diş macununu denemeli ve tadına varmalıyız, derim ben naçizane :)
27/11/2015
LR PARFÜMLERİNİN ÜSTÜNLÜĞÜ NEREDEN KAYNAKLANIYOR?
LR’ ın parfümler konusundaki farkını, üstünlüğünü bıkmadan usanmadan anlatmaya devam ediyoruz. Bu kez bunu biraz daha detaylandıralım, ister misiniz? Neden “canını seven LR parfümlerini kullansın” diyoruz ısrarla? :) Işıkları yakalım hadi! :)
Bildiğimiz üzere parfümlere bu harika kokuları veren çeşitli bitkilerden damıtılarak elde edilmiş “yağlar”. Sizce piyasadaki parfümlerde gerçekten de bu yağlar mı kullanılıyordur? Cevap, tabi ki kocaman bir HAYIR. Piyasadaki en “iyi bilirdik” dediğiniz parfümlerin bile çoğunda maalesef doğal bitki yağları, yani “esansiyel yağlar” yerine “sentetik yağlar” kullanılıyor. Neden derseniz, tabi ki esansiyel yağların eldesi zor ve maliyeti oldukça yüksek fakat laboratuvarda kimyagerler tarafından bu kokuların tıpatıp aynısı olan sentetik yağları formüle ederek üretmek iş bile değil :)
“Eeee nolmuş sentetik olsun” mu dedi birileri? Tamam olsun ama bakalım öyle olunca başımıza neler gelebiliyormuş:
- Alerjik reaksiyonlar
- Astım
- Hormon dengesinin bozulması (ileride tiroid, obezite, kanser, tip 2 diyabet gibi rahatsızlıklara sebep olacaktır)
- Üreme sisteminde bozukluklar
- S***m kalitesinin düşmesi
Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, severek kullandığımız 16 parfüm markasının çeşitli parfümlerinde maalesef yukarıdaki olumsuzluklara sebebiyet verecek 10 adet alerjen, 4 adet hormon dengesi bozucu ve 24 adet “içerik” kısmında belirtilmemiş (!!) zararlı kimyasal tespit edilmiş. Eğer bu markaları ve parfümlerini merak ediyorsanız, bkz: Health-Defense: How to Stay Vibrantly Healthy in a Toxic World, Bill Gottlieb, The Editors of Prevention.
Peki LR ne yapıyor parfümlerini üretirken? LR, parfümlerinde yüksek oranda “esansiyel yağlar” kullanıyor! Evet, yanlış duymadınız, sentetik değil doğal esansiyel yağları kullanıyorlar. Bu yağları kendileri mi üretiyorlar? Tabi ki hayır, her işi uzmanına bırakmakta fayda var :) LR bu konuda dünyanın en yüksek kalitede, en ileri teknolojisiyle çalışılarak elde edilen esansiyel yağlarını üreten “DROM” (http://www.drom.com/) gibi, “ GİVAUDAN” gibi (https://www.givaudan.com/) gibi koku tedarikçileriyle çalışıyor. Bu tedarikçilerin ortak özelliğine bakarsak, hepsinin IFRA (The International Fragrance Association) üyesi olduklarını görüyoruz (Alttaki görselde bunu görebilirsiniz).
IFRA nedir, dolayısıyla IFRA üyesi olmak ne anlama geliyor? diye sormak en doğal hakkınız :) Cevabı da şuraya konduralım o zaman: IFRA, 1973 yılında Cenevre’ de kurulmuş ve asıl amacı dünya çapında parfüm üretiminin ve kullanımının güvenli ve sağlıklı bir şekilde devamını sağlamak. Bunu da, kurdukları bilim konseyinin çalışmaları sayesinde, kullanılan ham maddeler için belirli kriterler ve sınırlamalar getirerek yapıyorlar ve eğer bir koku tedarikçisi IFRA üyesi ise tüm bu kriterlere uyum sağlamak zorunda. Bu kriterlerden biri de tabi ki sentetik yağları minimum oranda kullanmak ya da en iyisi hiç kullanmamak!
Şimdi LR parfümlerini neden bu kadar tavsiye ediyoruz, “bayinizden ısrarla isteyiniz” diyoruz, belki daha iyi anlaşılmıştır :)
LR parfümlerini alerji, astım, hormonal dengesizlikler gibi olumsuzluklara maruz kalma ihtimalini düşünmeden gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz :)
En sevdiğim romanlardan biri olan “Das Parfum / Koku” dan bir alıntıyla yazımı bitiriyorum. :)
“…Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur.”
Patrick Süskind , Das Parfum: Die Geschichte eines Mörders Diogenes.
25/11/2015
L-RECAPIN
Özellikle henüz saçlar tamamen kaybedilmeden önce, erkek tipi saç dökülmelerinin önüne geçebilmek ve durdurabilmek için önerdiğimiz, sonrasında da yeni saçların çıkışını ve mevcut saçların güçlenmesini teşvik eden L-Recapin saç bakım setinin içeriğini merak edenlere “bilim ışığında” bir kaç açıklama :) Zira bu tip ürünlerde insanlar oldukça ön yargılı olabiliyor ürünün etkinliği konusunda ve her zaman önce/sonra saç fotoğrafları paylaşmak da inandırıcı olmayabiliyor :) İyisi mi biz her zaman olduğu gibi belgelerle konuşalım, boş atıp dolu tutmayalım, gönüllere su serpelim :)
L-Recapin içerisinde Procapil denen bir aktif kompleks bulunuyor. Bu aktif kompleksin içerisinde yenilikçi 3 farklı bileşen var:
Oleanolic acid, Apigenin ve Biotinyl-GHK. Tek tek bakalım hepsine:
Oleanolic acid
Oleanolic acid zeytinyağı, sarımsak gibi besinlerde doğal olarak bulunan bir bileşendir. Erkek tipi kelliğe sebep olan ve saç köklerinde üretilen dihidrotestosterone hormonunun üretimini engeller.
Apigenin ve Biotinyl GHK
Apigenin doğal bir madde olup en çok maydanoz, kereviz, kereviz kökü ve papatya bitkilerinde bulunmaktadır. Biotinyl GHK ise özel olarak dizayn edilmiş bir vitamin-peptid kompleksi olup her iki madde de saç kökünde laminin 5 ve Kolajen gibi saçı kökte tutan proteinlerin üretimini teşvik ederek, saçın saç derisine tutunmasını kuvvetlendirir ve bu sayede saç dökülmesini engeller.
Oleanolic acid, Apigenin ve Biotinyl GHK üçlüsünden oluşan aktif ve yenilikçi kompleksin saç tellerinde ve saç kökü üzerindeki etkilerini aşağıdaki görsellerle çok daha iyi anlayabilirsiniz. *
*(Reduction of Hair-loss: Matrikines and plant molecules to the rescue, Mas-Chamberlin, C., Mondon, P., Lamy, F., Peschard, O., Lintner*, K. Sederma France).
23/11/2015
RACINE Q10 SERİSİ VE RACİNE SERUMLAR İLE CİLT BAKIMI
LR’ ın ekonomik, ekonomik olduğu kadar da yüksek kalitedeki yaşlanma karşıtı cilt bakım serisi Racine Q10 ve yine bu kadar uygun fiyata sahip olmanın nimet olduğu Racine Kolajen ve Lipozom Serumları şöyle bir adım adım inceleyelim. Bunu yaparken de LR’ ın bu ürünlerin kullanımı için önerdiği sırayı göz önünde bulunduralım ve öyle devam edelim isterseniz :)
1- Racine Kolajen Serum
Cilt bakımımıza sabah temiz cilt üzerine uygulanacak olan Kolajen serumla başlıyoruz. Kolajen serumumuz, panthenol ve çözünebilir kolajen içeriyor. Kolajenin cildimizin yapı taşlarından biri oduğunu artık çok iyi biliyoruz zaten. Bu üründeki kolajen de çözünebilir özelliği ile cilt tarafından kolaylıkla alınabiliyor. Panthenol, nam-ı diğer provitamin B5, nemlendirici, tahrişi azaltan ve cildin iyileşme sürecini hızlandıran nefis bir içerik.
2- Racine Q10 gündüz kremi
Kolajen serum uygulamasının ardından sırada Racine Q10 gündüz kremi uygulaması var. Bu krem adından da anlaşılacağı üzere coenzyme Q10 (CoQ10) içeriyor.
Çok sayıda çalışma CoQ10’nin cilt üzerinde, özellikle kırışıklıkların azaltılmasında, UV hasarını engelleyerek, sağlıklı kolajen üretimini tetikleyerek ve cildin destek yapısına hasar veren maddelerin oluşumunu azaltarak, etkili olduğunu gösteriyor *.
Krem içerisinde ayrıca ALGİNAT adı verilen ve deniz yosunlarından elde edilen doğal ve cilt üzerinde nemlendirici bir film tabakası oluşturan bir madde bulunuyor.
Alginatın yanı sıra, CHLORELLA YOSUNU EKSTRESİ da içeriyor kremimiz. Bildiğimiz üzere Chlorella yosunu lysin, prolin, glisin, alanin gibi herbiri ciltteki kolajenin yapı taşları olan aminoasitlerle yüklü bir yosun türüdür. Bu sayede cilt yüzeyini yeniden yapılandırma ve pürüzsüzleştirme kabiliyetine sahiptir.
Tüm bunların yanında, DENİZ / OKYANUS SUYU, Racine Q10 serisi için “sine qua non” , yani olmazsa olmaz tamamlayıcılardan. Okyanus suyu içerdiği 40 tan fazla mineral ve elektrolitler sayesinde cildi nemlendirip yenilerken aynı zamanda antiviral, antiseptik ve antibakteriyel etkisiyle cilt için koruyucudur.
Son olarak gündüz kremi içinde güneş hasarından koruyucu, cilt tonunu ve görünümünü düzgünleştirici özelliğiyle bilinen BETA-KAROTEN yer alıyor. Bu sayede günlük kullanımda güneşten koruyucu etkisinden de faydalanabilirsiniz.
3- Lipozom Serum
Akşamları ise uygun şekilde cildi temizledikten sonra öncelikli olarak lipozom serum ile boyun bölgesinden başlayarak yukarıya doğru masaj yapıyoruz.
Bu serum içerisinde cilt için hayati önemi olan maddeler lipozom adı verilen ve cilt katmanlarını etkili şekilde geçebilen kürecikler içerisinde paketlenmiş durumda ve böylece bu maddelerin cilt tarafından yüksek oranda emilimi sağlanıyor. Lipozom kürecikler içerisine hapsedilen besleyici maddeler içinde anti-oksidant özelliğiyle bilinen E VİTAMİNİ ve cilt dayanıklılığını arttıran OCTACOSANOL içeren buğday tohumu ekstresi, cilt dokusunun yapıtaşları olan ELASTIN ve KOLAJEN bulunuyor.
4- Racine Q10 gece kremi
Racine Q10 gece kremi içerisinde coenzyme Q10, ALGİNAT, CHLORELLA YOSUNU EKSTRESİ, OKYANUS SUYU yine mevcut. Bunların yanında gece kreminde ayrıca JOJOBA YAĞI bulunuyor. Bu doğal yağ cilt için gerekli olan neredeyse tüm vitamin ve minerallere (E vitamini, B vitamin kompleksi, bakır, çinko, selenyum, iodine ve krom) sahip.
5- Racine Q10 göz kremi
Göz kremimizi hem gündüz hem gece göz altlarınız için son dokunuş olarak uygulayabilirsiniz. İçeriğinde yine yukarıdaki tüm maddelerle birlikte ayrıca SHEA YAĞI bulunuyor. Shea yağı içerdiği A, E ve F vitaminleri ile cildi güneşe karşı koruyarak erken yaşta oluşan kırışıkların ve çizgilerin önüne geçiyor.
*Kaynaklar: Biofactors, Volume 32, 2008, 237–243 sf.; ve Kasım 2005, 179–185 sf.;Journal of Cosmetic Dermatology, Mart 2006, 30–38 sf.; and www.naturaldatabase.com).
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Address
Muğla
48000