Sine Aras Akten
Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Sine Aras Akten, Health/Beauty, Queens, NY.
08/04/2026
Alakarga için bu yazıyo hazırlarken epey düşündüm. Detayı post’larda..
Sine Aras Akten
İyi bir takım arkadaşı olmak; yalnızca işini iyi yapmak değildir.
Güven vermek, sorumluluk almak, gerektiğinde destek olmak ve başarıyı paylaşırken egoyu geri çekebilmektir.
İyi takım arkadaşları, birlikte çalıştıkları insanların işini zorlaştırmaz; kolaylaştırır. Çünkü bilirler ki en güçlü ekipler, en parlak bireylerden değil, birbirini tamamlayan insanlardan oluşur.
Tıpkı bu dans edenlet gibi..
Sine Aras Akten
07/31/2026
Hastanız size renk ve neşe verirse?..
Bazen kalbiniz sizi sizden iyi bilir.
Size iyi gelecek hastayı ayağınıza getirir.
Sine Aras Akten
07/30/2026
I❤️NYC
Sine Aras Akten
07/29/2026
BİR ÜLKENİN ALBÜMİNİ DÜŞERSE…
Bir toplumun çöküşü her zaman savaşla başlamaz.
Bazen sessizce başlar.
Bir çocuğun tabağından eksilen bir yumurtayla…
Alınamayan bir bardak sütle…
Paylaşılamayan bir lokma etle…
Çünkü protein yalnızca kasın değil; beynin, bağışıklığın ve geleceğin yapı taşıdır.
Tıp bana albümini bir laboratuvar değeri olarak öğretti.
Hastalar ise başka bir şey öğretti.
Düşük albümin bazen yalnızca bir kan sonucu değildir.
Bazen yoksulluğun biyokimyasal imzasıdır.
Bazen ihmalin…
Bazen de sessiz bir adaletsizliğin.
İnsan bedeni açlığı bir süre gizleyebilir.
Ama gelişemeyen bir beyin gizleyemez.
Yaşamın ilk bin gününde yeterli protein alınamadığında, yalnızca büyüme değil; öğrenme, dikkat ve bilişsel gelişim de etkilenebilir.
Bir çocuğun tabağındaki eksiklik…
Yıllar sonra bir sınıfın öğrenme hızına,
Bir fabrikanın üretkenliğine,
Bir ülkenin bilim üretme kapasitesine dönüşebilir.
İşte biyolojinin topluma dokunduğu yer burasıdır.
Toplum dediğimiz şey, yalnızca milyonlarca insan değildir.
Birbirine bağlı milyonlarca metabolizmadır.
Hekimlik de burada yalnızca tedavi etmekten ibaret değildir.
Hipokrat’ın “Önce zarar verme” ilkesi, önlenebilir zararlara kayıtsız kalmamayı da hatırlatır.
Çünkü sağlık yalnızca hastanelerde üretilmez.
Mutfakta üretilir.
Okulda üretilir.
Tarlada üretilir.
Adalette üretilir.
Bir toplumun vicdanı mahkeme salonlarında değil…
Önce çocuklarının tabağında görünür.
Orada eksilen yalnızca protein değildir.
Orada eksilen, bir ülkenin geleceğidir.
Bunca arbedede kaybettiğimiz de belki tam olarak budur.
Sine Aras Akten
07/28/2026
BAZEN GÖZLERİMİZ GÖRMEZ. İNANDIKLARIMIZ GÖRÜR.
Bir gazeteci vardı.
Bugün sosyal medyayı, algoritmaları ve kutuplaşmayı anlamak istiyorsak, dönüp ona bakmamız gerekir.
Adı Walter Lippmann’dı.
I. Dünya Savaşı sırasında ilginç bir şey fark etti.
İnsanlar aynı savaşı yaşamıyordu.
Aynı savaş hakkında anlatılan farklı hikâyeleri yaşıyordu.
1922’de yazdığı Public Opinion kitabında bunu “Pseudo-environment” kavramıyla anlattı.
Yani…
İnsan, dünyayı olduğu gibi görmez.
Zihninin kurduğu dünyayı görür.
Çünkü gerçek dünya çok büyüktür.
Beynimiz eksik parçaları tamamlar, boşlukları doldurur ve bir hikâye yazar.
Sonra da o hikâyeye inanır.
Biyoloji tam burada devreye girer.
İnsan beyni, gerçeği değil; önce hızı seçerek evrimleşti.
Eskiden çalıların arkasında aslan arıyordu.
Bugün ise ekranların arkasında haklıyı ve haksızı.
Lippmann’ın bir başka önemli katkısı da buydu:
Gerçek ile insanın arasına her zaman bir zihinsel perde girer.
Gazeteciliğin görevi de tam o perdenin üzerinde yürümektir.
Rus Devrimi haberlerini incelediğinde gördüğü şey sarsıcıydı:
Gazeteler bazen olanı değil, olmasını umduklarını yazıyordu.
Bu yüzden iyi gazetecinin önce inanmasını değil, önce doğrulamasını istedi.
Çünkü haber, kanaatten önce gelir.
Bugün tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok görüntü görüyoruz.
Ama belki de hiçbir dönemde bu kadar az gerçeği göremedik.
Çünkü propaganda artık sadece neye inanacağını söylemiyor.
Neye bakacağını seçiyor.
İşte bu yüzden basının en büyük görevi haber yapmak değildir.
Toplumun bakmayı bıraktığı yere ışık tutmaktır.
Walter Lippmann’ın bize bıraktığı en büyük miras ise belki de tek bir cümle..
Özgürlüğün ilk şartı konuşabilmek değildir. Önce, gerçeği görebilmektir.
Sine Aras Akten
07/26/2026
Biyolojide bir kavram vardır.
İnsan beyni tamamen simetrik olan şeylerden kısa sürede sıkılır.
Tamamen düzensiz olanlardan ise korkar.
En çok ilgimizi çeken şey, düzen ile kaosun tam ortasında duran görüntülerdir.
Belki de ruhun da buna ihtiyacı vardır.
Arada bir yerde salınmaya..
Sine Aras Akten
07/26/2026
ALTINI DEĞİL, İNSANIN İÇİNDEKİ IŞIĞI BOYAYAN ADAM
Müzede çektiğim fotoğraflara uzun uzun baktım.
Ortada, diğerlerinden farklı giyinmiş bir adam oturuyor.
Omzunda ressam önlüğü…
Saçları dağınık…
Sakalı bakımsız…
Etrafındaki herkes takım elbiseli.
O ise hiçbir kurala uymuyor.
Gustav Klimt.
Aslında Klimt önce resmini değil, hayatını akademinin çerçevesinden çıkardı.
Bazı insanlar yaşadıkları çağa uyum sağlar.
Bazıları ise yaşadıkları çağı değiştirir.
Klimt ikinci gruptaydı.
1900’lerin Viyana’sında Freud bilinçaltını, Mahler sessizliği araştırıyordu.
Klimt ise insan tenini…
Ama aslında resmettiği şey beden değil, insanın iç dünyasıydı.
Akademi onu seviyordu.
Saray ona sipariş veriyordu.
Parası vardı.
Ünü vardı.
Ama özgürlüğü yoktu.
Bir gün bunun adını koydu:
“I want to get free.”
“Özgür olmak istiyorum.”
Belki de sanat tarihinin en önemli cümlelerinden biri budur.
Çünkü bazen insanın en büyük hapishanesi, başarılı olduğu yerdir.
Sonra arkadaşlarıyla birlikte akademiyi terk etti.
Ve Viyana Sezessionu’nu kurdu.
Kapılarına yalnızca bir cümle yazdılar:
“Her çağa kendi sanatı.
Sanata ise özgürlüğü.”
Klimt’in tablolarındaki altın da serveti anlatmaz.
Babası kuyumcuydu.
Çocukluğu altın tozları içinde geçti.
Ama o altını zenginliği göstermek için değil…
İnsanın içindeki ışığı göstermek için kullandı.
En ünlü tablosu Öpücük de aslında yalnızca bir aşk resmi değildir.
Erkeğin üzerindeki köşeli desenler düzeni…
Kadının üzerindeki çiçekler yaşamı temsil eder.
Matematik ile biyoloji…
Düzen ile kaos…
Birbirini öper.
Biyoloji bize şunu söyler:
İnsan beyni ne tamamen simetriyi ne de tamamen kaosu sever.
En çok ikisinin arasındaki gizeme hayran olur.
Klimt bunu laboratuvarda öğrenmedi.
İnsanlara bakarak keşfetti.
Bu yüzden tablolarına baktığında gözün sürekli dolaşır.
Çünkü merak…
Beynin en eski reflekslerinden biridir.
Hayatı boyunca kadın bedenini resmeden adam, aslında hep insan ruhunu aradı.
1918 yılında öldüğünde geriye yalnızca tablolar bırakmadı.
Bir soru aklımda..
İnsan gerçekten altınla mı parlar, yoksa özgürlüğü kadar mı?
Sine Aras Akten
07/24/2026
TOPRAĞIN HAFIZASI
Bir imparator, öldükten sonra bile yalnız kalmaktan korkmuş olabilir mi?
MÖ 3. yüzyılda Çin’in ilk imparatoru Qin Shi Huang, ölümden sonraki yolculuğunda kendisini korusun diye binlerce askerden oluşan bir ordu yaptırdı.
Bugün “Terracotta Ordusu” dediğimiz bu mezar kompleksinde yaklaşık 8.000 asker, 130 savaş arabası ve 500’den fazla at bulundu.
Ama beni en çok etkileyen şey sayıları değildi.
Yüzleriydi.
Çünkü hiçbirinin yüzü birbirine benzemiyor.
Sanki hepsi gerçekten yaşamış, savaşmış, yorulmuş insanlar gibi…
Ve sonra bu fotoğraflara baktım.
Bir asker toprağın içine yan yatmış.
Yüzündeki boya dökülmüş.
Bir gözü hâlâ açıkmış gibi.
Sanki iki bin iki yüz yıl boyunca biri gelip onu yeniden ayağa kaldıracak diye beklemiş.
Yanındaki askerlerin bazıları kırık.
Bazılarının elleri yok.
Bazılarının başı gövdesinden ayrılmış.
Bir zamanlar dünyanın en güçlü ordusunu temsil eden bu insanlar, şimdi sessizce birbirlerine yaslanıyor.
İşte benim biyolojik bakışıma dönüşüyorlar yavaşça..
İnsan beyni yüzleri unutmak istemez.
Bilim bize gösteriyor ki yüzleri tanımak için beynimizin özel bir bölgesi vardır.
Çünkü yüz, yalnızca bir kimlik değildir; bir hikâyedir.
Belki de bu yüzden bu heykeller hâlâ bize canlı görünür.
Çünkü ustalar, kile yalnızca asker yapmadılar.
İnsanı yaptılar.
Ne kadar aynı!
Her iktidar, kendi sonsuzluğunu inşa etmeye çalışır.
Piramitler…
Anıtlar…
Heykeller…
Ordular…
“Beni unutmayın. Güçlüy(d)üm..”
Ama tarihin sessiz cevabı hep aynı.
Toprak herkesi eşitler.
Bugün o imparatorun emirleri duyulmuyor.
Askerleri yürümüyor.
Silahları paslanmış.
Fakat..
Fakat yüzleri hâlâ konuşuyor.
Belki de insanın geride bıraktığı en kalıcı şey, gücü değildir.
Bir gün hiç tanımadığı bir yabancının içine dokunabilen yüzüdür.
Bazen en büyük ordular bile zamanı yenemez.
Ama iyi işlenmiş bir insan yüzü, yani sanat, özen iki bin yıl sonra bile sessizce konuşmaya ve ders vermeye devam eder..
Sine Aras Akten
07/24/2026
BİR AKIM NASIL HAREKETE DÖNÜŞÜR?
2026 Fields Madalyası’nın öne çıkan çalışmalarından biri, Dr Yu Deng’in yaptığı,çok çarpıcı bir fikri matematiksel olarak güçlendirdi:
Büyük görünen düzenler, sayısız küçük etkileşimin doğal sonucu olarak ortaya çıkabilir.
Bir stadyumu düşünün.
50 bin kişi var.
Hiç kimse tek tek insanların nereye gideceğini bilemez.
Ama maç bitince kalabalığın kapılara akacağını tahmin edebilirsiniz.
İşte doğa da çoğu zaman böyle çalışır.
Milyarlarca küçük etkileşim, yukarıdan bakıldığında tek bir hareket gibi görünür.
Belki toplumlar da bize aynı şeyi fısıldıyordur.
Her büyük değişim önce küçüktür.
Önce bir insan düşünür.
Sonra iki kişi aynı cümleyi kurar.
On kişi birbirini bulur.
Yüz kişi ortak bir dil oluşturur.
Bin kişi artık yalnız olmadığını fark eder.
Bir hareket, yalnızca kalabalıkla değil; güvenle, bağ kurarak ve ortak anlam üreterek büyür.
Belki de yeni çağın manifestosu bence,
İnsan toplamadan önce bağ kur.
Kalabalık oluşturmadan önce güven üret.
Slogan atmadan önce ortak bir dil inşa et.
Çünkü tarih, çoğu zaman tek bir kahraman tarafından değil; birbirini hiç tanımayan insanların aynı yöne yürümeye karar verdiği gün yazılmaya başlar.
Click here to claim your Sponsored Listing.
Category
Website
Address
Queens, NY
11377